GenelYayınlar

Namaz kılandan Eşkıya olur mu?

namaz
namaz
437görüntülenme

Namaz kılıyor ama eşkıya kim mi? Fudayl bin İyad hazretleri. Bu zat tövbe edenlerin önde gelenlerinden ve emsali az bulunan bir zat idi.

Hem tövbe etmeden önce gençlik zamanlarında eşkıya reisi idi, yol keser ve kervanları soyardı. Böyle olmasına rağmen namazlarını kılar ve oruçlarını tutardı. Kervanları soyarken kervanda kadın olursa, onlara dokunmaz, borçlu olan varsa mallarını almazdı. Eğer adamları arasında namaz kılmayan birisi olursa onu yanından kovardı.

Namaz ve Eşkıyalık olur mu?

Bir vakit yine bir kervan soydular. Sonrasında yemek için oturdular. Kervanın asıl sahiplerinden birisi geldi ve “Reisiniz kimdir?” diye sordu. Adamları “O, burada değil! karşıdaki ağacın altında namaz kılıyor.” dediler. “Neden sizinle beraber yemek yemiyor?” diye sorunca “O, oruçludur.” dediler.

Adam iyice şaşırdı ve yanına gitti. Baktı ki huzur içinde namaz kılıyor. Namaz bitince Fudayl bin İyad’a “Namaz, oruç ve eşkıyalık bir arada nasıl bulunur?” dedi. Fudayl: Bir başka grup iyi işe bir de kötü iş karıştırmış olarak sonra günahlarını itiraf etmişlerdir. (Tövbe: 102) ayetini ona okudu. Adam ise hayret etti. Fakat neden tövbe etmiyorsun diyemedi.

Emanet ama kime?

Bir vakit yine büyük bir kervan geldi. Kervan içinde bulunan varlıklı birisi, eşkıyaları fark etti.  Altınlarımızı saklayayım ki, eşkıyalar mallarımızı alırsa bunlar da gitmesin, düşüncesiyle kervandan ayrıldı ve uygun bir yer aramaya başladı.

Bir çadır gördü, oraya doğru koştu. Çadır içinde sırtında aba, başında külah olan biri namaz kılıyordu. Ona yöneldi ve bir miktar parası olduğunu, emanet etmek istediğini söyledi. Fudayl bin İyad ise çadırın içine girip bir köşeye bırakmasını söyledi.

Altınları emanet bırakıp kervanın yanına dönünce, eşkıyaların kervandaki malları alıp gittiklerini gördü. Orada geriye kalan eşyalarını toparladı ve tekrar çadırın yanına döndü. Baktı ki, eşkıyalar kervandan aldıklarını pay ediyorlar. Adam şaşkına döndü ve “Eyvah altınları eşkıyaların reisine vermişim” deyip geri dönmek istedi.

Fudayl, adama neden geldiğini sordu. Adam ise şaşkın bir şekilde “Şey dedi emanet bırakmıştım ya dedi altınları!” deyince Fudayl; “Bıraktığın yerden alabilirsin!” dedi. Adam çekinerek gidip altınlarını alınca diğer eşkıyalar “Biz kervanda hiç para bulamadık, sen ise altınları geri veriyorsun!” dediler.

Fudayl “O, bana hüsnü zan etti. İyi biri olarak gördü. Emanet etti. Ben de Allaha hüsnü zan ediyorum. Ben o adamın, benim hakkımdaki iyi niyetini doğru çıkardım ise ola ki, Allah da benim kendisi hakkındaki iyi niyetimi doğru çıkarır.” dedi.

Samimi tövbe

Bir gün yoldan yine bir kervan geçiyordu. Kervanda yolculuk eden biri “İman edenlere vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’an-ı kerime saygı ile yumuşasın!..” (Hadid: 16) ayetini okudu.

Okunan bu ayet Fudayl bin İyad hazretlerine öyle bir etki etti ki, bin pişman oluverdi. İçinden; “Gelmez mi, geldi. Hatta çoktan geçti bile!” diyerek mahcup bir şekilde bir harabeye sığındı.

Bu esnada kervan yola çıktı. Kervandakiler; “Eşkıyalar yolumuzun üzerinde bulunuyor. Nasıl yola çıkacağız?” diye birbirleri ile konuşurken bu konuşmaları işitti ve onlara hitaben “Size müjde veriyorum! O şimdi, bütün yaptıklarına pişman oldu ve tövbe etti. Nasıl siz ondan kaçtınız, o da bundan sonra sizden kaçacak, aynı işleri bir daha yapmaktan sakınmaktadır.” diyerek onlara tövbe ettiğini haber etti.

Fudayl bin İyad ve Yahudi

Fudayl bin İyad hazretleri bundan sonra, her yeri gezerek, üzerinde hakkı olanları buldu ve haklarını fazlasıyla ödeyerek, hepsi ile helalleşti.

Yalnız Yahudi biri hakkını helal etmiyor idi. Fudayl bin İyad’ı zor durumda bırakmak için olmadık şeyler ileri sürüyordu. Hatta öyle bir şey istedi ki: “hakkımı helal etmemi istiyorsun değil mi, o zaman falanca yerde bir tepe var. Sen o tepeyi kazar ortadan kaldırır ve o tepeyi dümdüz yaparsan o zaman helal ederim!” dedi.

Fudayl hakkını helal etmesi için söylenene razı oldu ve tepeyi kazmaya başladı. Onun bu gayreti ve samimiyeti sebebi ve Allah’ın bir ihsanıyla, seher vakti bir rüzgar çıktı ve tepeyi dümdüz etti.

Yahudi bunu görünce, hayretler içinde kaldı. Hırslandı. Bu sefer de: “Senin benden aldığın malımı iade etmedikçe hakkımı helal etmem” diye yemin etmiştim. Benim yatağımın altında altınlar var. Eğer hakkımı helal etmemi istiyorsan oradan altınları alıp bana getirmen gerek” dedi.

Aslında Yahudi, yastığın altına çakıl taşları koymuş idi. Fudayl gitti elini yastığın altına soktu. Ve Allah’ın izniyle, o çakıl taşları altın olmuştu. Bir avuç altını Yahudi’ye uzattı.

Yahudi iyice hayretler içinde kaldı. “hakkımı helal edeceğim ancak öncesinde bana İslam’ı anlatırmısın” dedi. Fudayl hazretleri ise “Bu ne haldir?” diye sordu. Yahudi ise şöyle cevap verdi: “Tevrat’ta okudum ki. “Tövbesinde sadık ve samimi olan kişinin elinde çakıl taşları altın olur.”

Aslında yastığın altına çakıl taşları koymuş idim. Ben seni imtihan etmek için öyle söylemiştim. Senin elinde çakıl taşlarının altın olduğunu görünce anladım ki hem dinin haktır ve hem tövbende sadıksın” dedi ve iman ederek Müslüman oldu.

Velhasılkelam

Aslında burada görüyoruz ki kılınan namaz eninde sonunda bizi kötülüklerden alıkoyacaktır. Esas olan ise istikametle namaz kılmaya devam etmektir. İşte samimi bir tövbenin neticelerini okuduk. Allah hepimize hidayet eylesin namaz ve tövbeleri kabul olanlardan eylesin. Amin. Selametle. Dua ile.

Osmanlıca isminiz nasıl yazılıyor. İşte cevabı burada.

Osmanlıca öğrenmek ister misiniz? Oldukça kolay bir şekilde anlatılan ve 8 derste öğrenebileceğiniz dersler buradadır

Hazreti Rabia ve kıssalarını okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz.

Yorum Yap