Kur’an ve Hadis İlişkisi: Sadece Kur’an Görüşüne Eleştirel Bir Bakış

173 Görüntüleme
8 Dk. Okuma süresi
Kur’an ve Hadis İlişkisi

İslam dini iki temel kaynağa dayanır: Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet. Ne yazık ki günümüzde bazı kimseler Kur’an ve Hadis İlişkisi noktasında yalnızca Kur’ân’ı esas tutarak, hadisleri ve sünneti devre dışı bırakmayı savunuyorlar. Oysa ki, İslam’ı doğru anlayabilmek ve yaşayabilmek için hadislerin varlığı zaruridir.

İslam dininin temel kaynağı hiç şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. Ancak, “Sadece Kur’an” diyerek hadisleri ve sünneti reddetmek, İslam’ın doğru anlaşılması önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Hadisler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerini içeren, Kur’an’ın pratikte nasıl uygulanacağını gösteren ikinci temel kaynaktır. 

Bu makalede, Kur’an ve Hadis İlişkisini anlatmakla beraber hadislerin gerekliliği ile sadece kur’an diyenlere bir cevap yazacağız. Hem yalnız Kur’ân’ı yeterli gören anlayışlara yine Kur’ândan cevaplar vererek hadislerin gerekliliğini özgün bir bakış açısıyla ele alacağız.

Kur’an, Hz. Peygamber’e Uymayı Emreder

Kur’an ve Hadis İlişkisi

Kur’an-ı Kerim, birçok ayetinde Resulullah’a (s.a.v.) itaati emreder ve onun örnek alınmasını ister:

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr Suresi, 7. ayet) “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran, 31. ayet)

Bu ayetler, Hz. Peygamber’in sünnetinin dinde bağlayıcı olduğunu açıkça göstermektedir. Eğer hadislere ihtiyaç olmasa idi Allah (celle celalühü) ona itaati bu kadar vurgulu bir şekilde emretmezdi.

Kur’ân-ı Kerîm Hadislere İhtiyaç Olduğunu Bildirir

Kur’ân, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yalnızca vahyi tebliğ eden bir postacı olmadığını, aynı zamanda açıklayıcı ve uygulayıcı bir rehber olduğunu açıkça ifade eder. Şu ayet bunun en kuvvetli delillerindendir:

“(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik..” (Nahl Suresi, 44. ayet)

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr Suresi 7. ayet)

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran, 31. ayet)

And olsun ki sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Resûlünde güzel bir örnek vardır. (Ahzâb Sûresi, 21. Ayet)

“Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” (Ahzâb Sûresi, 36. Ayet)

Bu ayet açıkça gösteriyor ki, Peygamber Efendimiz’in görevi yalnızca Kur’ân’ı okumak değil, onu izah etmek, nasıl uygulanacağını öğretmektir. Eğer Kur’ân’ın her yönü herkes tarafından doğrudan ve eksiksiz anlaşılabilir olsaydı, Allah Rasûlü’nün açıklamasına ihtiyaç kalmazdı. Demek ki, hadisler Kur’ân’ın yaşanabilir kılınmasının anahtarıdır.

Hem Kur’ân, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yalnızca vahyi tebliğ eden bir postacı olmadığını, aynı zamanda açıklayıcı ve uygulayıcı bir rehber olduğunu açıkça ifade eder. Şu ayet bunun en kuvvetli delillerindendir: “(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik..” (Nahl Suresi 44)

Peygamber’siz Kur’ân Anlayışı Eksiktir

Kur’an ve Hadis İlişkisi noktasında sadece Kur’ân diyenler, Kur’ân’ın Peygamber’i merkeze aldığı birçok ayeti göz ardı etmektedir. Örneğin: “Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ suresi 80. ayet)

Eğer hadisleri yok sayarsak, Peygamber’e nasıl itaat edeceğiz? Çünkü Kur’ân, Hz. Peygamber’in sözlerini, fiillerini ve onaylamalarını esas almayı emreder. Hadisler olmadan, Peygamber’in ne dediği, neyi tasvip ettiği ya da hangi davranışları menettiği bilinemez. Dolayısıyla hadisleri reddetmek, doğrudan doğruya Kur’ân’a muhalefet etmek anlamına gelir.

Öğrenmenin Doğası: Bilfiil Öğretmenin Gerekliliğidir

İnsanlık tarihi boyunca etkin ve kalıcı öğrenme, yalnızca yazılı metinler üzerinden değil, bizzat yaşayarak, gözlemleyerek ve rehberlik alarak gerçekleşmiştir. İşte bu yüzden, Allah, Kur’ân’ın yanında onu açıklayacak bir rehber olarak Peygamberimizi göndermiştir.

Bilgi aktarımlarında en verimli yöntem, öğrenilenlerin uygulamalı olarak gösterilmesidir. Sadece kitaplara bakarak tam ve doğru bir öğrenme sağlamak çoğu zaman mümkün değildir.? Örneğin tarih, coğrafya ve benzeri kitapları bunlar gayet açık o zaman bu öğretmenlere ihtiyaç yok denilir mi? Bir tıp kitabını öğretmen olmadan sadece okuyarak doktor olmak mümkün müdür? Böyle birine ameliyat olur musunuz?  

Aynı şekilde, Kur’an gibi ilahi bir kitabın da doğru anlaşılabilmesi için bir öğreticinin, yani Peygamber’in rehberliğine ihtiyaç vardır. Hz. Peygamber (s.a.v) Kur’ân’ı yalnızca tebliğ etmekle kalmamış, onu en doğru şekilde yaşayarak ümmetine öğretmiştir. Dolayısıyla hadisler, İslami bilginin öğrenilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde vazgeçilmez bir rol üstlenir.

Kur’ân’ın Pratik Hayata Yansıması ve Hadislerin Vazgeçilmezliği

Kur’an ve Hadis İlişkisi burada daha net ortaya çıkıyor. İslam’ın esasları olan namazın kılınması, orucun tutulması ve zekâtın verilmesi gibi ibadetler Kur’ân-ı Kerîm’de emredilmiştir. Ancak bu ibadetlerin nasıl yerine getirileceği detaylı olarak açıklanmamıştır. Örneğin Namazın vakitleri, rekâtları, nelerin okunacağı, hangi durumlarda namazın bozulacağı; orucun başlangıcı, bitişi ve hangi davranışların orucu bozacağı gibi hususlar tamamen Hz. Peygamber’in (s.a.v.) uygulamaları ile sabit olmuştur.

Eğer hadisler ve sünnet devre dışı bırakılırsa, en temel ibadetlerin bile nasıl yapılacağı tam olarak bilinemez. Bu da İslam’ın pratiğe dökülmesinde sorunlar ortaya çıkarır. Nitekim sadece “Kur’ân yeter” diyen birçok kimse dahi, fiilî olarak hadislerden faydalanmak zorunda kalmaktadır. Bu gerçek, hadislerin İslam’ın yaşanabilir bir din olmasındaki vazgeçilmez yerini açıkça ortaya koymaktadır.

Hadislerin Korunması ve Sahihliğinin Teminatı

Hadislerin sonraki dönemlerde uydurulduğu iddiası, İslam ilim geleneğini yeterince bilmeyenlerin ortaya attığı temelsiz bir ithamdır. Zira İslam âlimleri, hadislerin sahihliğini korumak için isnâd (rivayet zinciri) sistemini geliştirmiş, metin tenkidi usullerini tesis etmiş ve hadis ilminde dünya tarihinin en gelişmiş eleştiri yöntemlerini kullanmıştır.

Buhârî, Müslim ve benzeri muhaddisler, sahih hadisleri belirlemek için binlerce rivayeti titizlikle incelemişlerdir. Böylece Kur’ân’ın tefsir ve tatbikinde vazgeçilmez olan hadisler, güvenli bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Bu noktada farklı hadisler görüyorsak hemen inkar değil işin ehline sormak daha güzel bir davranıştır. Zira hadislerinde Kur’an gibi müteşabihatı ve esbabı vardır.

Hadisler Kur’ân’ın Hayat Bulmuş Halidir

Hadisler, Kur’ân’ın teorik bilgilerinin pratik hayat sahasına yansımasıdır. Hz. Aişe validemize Peygamber’in ahlakı sorulduğunda verdiği şu cevap Kur’an ve Hadis İlişkisi inceleniğinde son derece anlamlıdır: “Onun ahlakı Kur’ân’dı.” (Müslim, Müsâfirîn, 139)

Bu ifade, Resûlullah’ın Kur’ân’ı yaşadığını ve bizlere onu yaşayarak öğrettiğini göstermektedir. Kur’ân’ı yaşamak isteyenler, Peygamber’in sünnetine ve hadislerine sarılmak zorundadır. Zira Resûlullah’ın hayatı, Kur’ân’ın pratiğe dökülmüş şeklidir.

Son söz Hadisleri Reddetmek, İslam’ı Eksik Anlamaktır

Kur’an bize yeter diyenler esasen kendi anlayışlarını ve fikirlerini anlatmaktadırlar. Üstelik kendi anlayışlarını insanlara anlatmak için sayısız açıklamalara, yorumlara ve hatta ciltler dolusu kitaplara ihtiyaç duymaktadırlar. Şayet sadece onların dediği gibi Kur’ân yeterli olsaydı, izaha ve yoruma ihtiyaç olmazdı değil mi? Bu durum bize en sağlam bilgi verenin hadisler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Netice olarak, Kur’an ve Hadis İlişkisi için sadece Kur’ân yeter anlayışı, iyi niyetli bile olsa İslam’ı eksik ve yanlış bir şekilde algılamaya sebep olur. Kur’ân’ı doğru anlayabilmenin ve hayata geçirebilmenin yolu, Peygamberimizin hadisleri ve sünneti ile mümkündür. Allah Rasûlü’nün izinden gitmeden Kur’ân’ı yaşamak iddiası, bizzat Kur’ân’ın ruhuna aykırıdır. İslam bütüncül bir sistemdir ve bu sistemin iki temel direği vardır: Kitâb ve Sünnetdir. Rabbimiz bizleri, Kur’ân’ı ve Sünnet’i birlikte anlayıp yaşayanlardan eylesin. Amin.

Bu makaleyi paylaş
1 İnceleme
  • Furkan says:

    Çok güzel olmuş eline sağlık 👏

    Yanıtla

İnceleme bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir