İbretlik Kıssa Abdullah Bin Huzafe

admin
admin 99 Görüntüleme
6 Dk. Okuma süresi
İbretlik kıssa

Bu İbretlik kıssa Peygamber Efendimizin sahabelerinden olan Abdullah bin Huzâfe’nin (r.a.) başından geçen onun faziletini ve iman cesaretini açıkça gösteren ibretlerle dolu bir hikayesini anlatıyoruz.

Bu ibretlik kıssa hikayemizden hissemiz ziyade ola. Halife Hazreti Ömer (r.a) zamanında Şam Kayseriyede Rumlar üzerine bir sefer düzenlenmişti. Bu ordu içerisinde Abdullah bin Huzâfe’da bulunuyordu. Savaş yapılmış ve sonunda Rumlar bu mübarek zatı esir almışlardı.

Abdullah Bin Huzafe’nin Cesareti

Sonrasında Krallarına götürerek “Bu, Muhammed’in ashabındandır!” dediler. Kral Hazret-i Abdullah’ı bir eve hapsederek günlerce ne yemek verdi ne su verdi. Sonrasında ona biraz şarap ve domuz eti gönderdi. 3 gün onu seyir ettiler ama Hz. Abdullah ne şaraba ne de domuz etine elini dahi sürmedi.

Askerler Krala dediler ki “Eğer onu oradan çıkarmazsanız ölecektir!” Kral o vakit onu sarayına getirtti ve sordu “Seni yemekten ve içmekten alıkoyan nedir?” Hz Abdullah cevaben “Gerçi dinimiz zaruret halinde onlardan yemeyi ve içmeyi bana helâl etmiştir. Lakin ben seni, kendime ve dinimize güldürmek istemedim!” dedi.

Kral onun bu vakur dolu sözlerini işitince “Sen Hristiyanlığı kabul etsen, mülkümden istediğin kadar alsan ve saltanatıma ortak yapsam, dahası kızımı da seninle evlendirsem olur mu?” dedi.  Abdullah (r.a) tarihi bir şekilde şöyle cevap verdi. “Bana mülkünün hepsini hatta Araplerin mülkünün hepsini versen Hz. Muhammed (sav) getirdiği dinden sadece göz açıp kapayıncaya kadar dahi dönmem bunu asla yapmam.” dedi.

Kral bu cevap karşısında sinirlenerek “O vakit seni öldürürüm.” dedi. Hazreti Abdullah sakin bir şekilde “Bu dediğin senin bileceğin bir şey!” dedi. Kral hemen askerlerine emir verdi ve Askerler Hz. Abdullah’ı çarmıha gerdi. Okçular da gözünü korkutmak için ona isabet etmeyecek şekilde ok fırlattılar. Kral bundan sonra ona Hristiyan olmasını tekrar teklif etti. O mübarek zat zerre miktar bir temayül bile göstermedi.

Kral bunun üzerine ona “Ya teklifi kabul edersin ya da seni kaynar kazanın içine attırırım.” dedi. Bu da kabul edilmeyince içi kızgın yağla dolu bakırdan bir kazan getirildi. Kral ciddiyetini göstermek için Müslümanlardan bir esir getirtti. Kral Müslüman esire Hristiyan olmasını teklif etti. Esir bu teklifi kabul etmedi. Onu kazanın içine atılmasını emretti. Hz. Abdullah da ona bakıyordu. Kazana atılınca etleri kemiklerinden adeta bir anda soyulup dökülüverdi.

İbretlik Kıssa ve Muhteşem bir Cevap

Bu elim hadise sonrasında Kral Hz. Abdullah’a Hristiyan olmasını tekraren teklif etti. O ise kabul etmediğini bildirince kral onun da kazana atılması emrini verdi. Hz. Abdullah kazana atılacağı sırada ağlamaya başladı. Kral ağladığını görünce galiba fikir değiştirdi diyerek yanına getirtti ve ona tekrar Hristiyan olmasını teklif etti. O ise şiddetle teklifi reddettiğini görünce hayret etti ve sordu “O halde niçin ağladın?”

Hz Abdullah şöylece muhteşem bir cevap verdi. “Zannetme ki bana yapacaklarından korktum da ağladım! Allah için verebileceğim tek bir canım olduğundan ağladım. Kendi kendime dedim ki bir canın var ve şuradaki kazana atılacak. Sonra Allah yolunda öleceksin. İsterdim ki vücudumdaki kıllar sayısınca canlarım olsun ve onların her birini Allah yolunda feda edeyim”

Hz. Abdullah’ın bu asalet dolu, iman dolu müthiş tavrı Kralı çok etkiledi çok hoşuna gitti ve onu serbest bırakmak istedi. Seni serbest bırakmak için bir şartım vardır. “Şayet başımı öpersen!” dedi. Bu teklifte bir mahzur görmedi ve bu teklife, başka bir teklifle karşılık verdi.

Hz. Abdullah teklif olarak “Eğer benimle birlikte tüm Müslüman esirleri de serbest bırakır mısın?” Kral cevaben “Evet bırakırım.” deyince de “İşte şimdi oldu.” demiş. Bu mübarek zat içinden şöyle düşünmüştür. “Hem kendi canımı hem de Müslüman esirlerin canını kurtarmak için Allah düşmanlarından bir düşmanın başını öpmemde ne mahzur olacak ki? Öp gitsin!” sonrasında da kralın başını öpmüştür. O gün Hz. Abdullah’ın bu hareketi vesilesiyle seksen Müslüman serbest bırakıldı.

Her Müslümana Düşen Vazife

Esir alınan Müslümanlar Hazreti Ömer’in yanına geldikler. Halifeye orada bulunanlar yaşananları tek tek anlattı. Hz. Ömer oturduğu yerden ayağa kalktı ve şunları söyledi. “Abdullah bin Huzâfe’nin bugün başını öpmek, her Müslümana düşen bir vazifedir! Bunu ilk yerine getirecek kişi de benim.”

Feraset ile bakan kâmil Müslümanlar, imanın verdiği görüş sayesinde olayları ahiret penceresinden ve rızayı ilahi noktasından seyrederler. Bu vesileyle de her zaman artısı ve eksisi yani fayda ve zarar hesabı yaparlar. Onların hakiki imanı karşısında, dünyevi eza ve cefaların, gelip geçici çile ve ıstırapların, sözü edilecek kadar bile kıymeti yoktur. Asıl olan Allah’ın rızasıdır. İnşallah bu ibretlik kıssa bizlere ders olur. vesselam.

Her insan isrer istemez şu dünyada günahlar işliyor. Hele bazı günahlar var ki çok büyük oluyor. Şeytanın da vesvesi ile de ben asla bağışlanmam demeye başlıyor. Bu noktada bizler için dayanak noktası olabilecek güzel dersler barındıren Büyük Günahlar Afv edilir mi? başlıklı makalemizi ders veren kıssa hikayimizi okumanızı tavsiye ederim. 

Bu makaleyi paylaş
1 Yorum