GenelOsmanlıcaYayınlar

Osmanlıda okuma yazma oranı düşük mü?

ayasofya cami talebe
145görüntülenme

Osmanlıda okuma yazma oranı dediğimizde ortaya çıkan istatistiklerin sağlıklı ve tutarlı olmadığını görüyoruz. Okuma yazma oranını bazı kimseler %5, bazıları %7, bir diğer kısım % 11 diyor. Herkese göre farklılık gösteren bu Osmanlı dönemi okuma yazma oranı ne hikmetse hiçbir şekilde yerinde durmuyor. Devamlı değişiyor. Neden peki? Çünkü elimizde yeterli istatistik yok.

Osmanlıda okuma yazma oranı konusunu incelerken dikkat etmemiz gereken bir kaide vardır. Tarih bize der ki her dönem kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Bu bir kaidedir bir hakikattir. Eğer bir karşılaştırma olacaksa ancak aynı dönemin devletleri karşılaştırılabilir. Eğer Kanuni dönemini veya Osmanlıda başka bir zamanı tahlil edecek isek bugünle kıyaslarsak hata ederiz.  Bu kıyas ancak o dönemin ülkeleriyle mümkün olabilir.

Evvelen Osmanlı eğitim sistemini kısaca inceleyelim sonrasında Osmanlıda okuma yazma oranı hakkında konuşalım.

Osmanlı’da Eğitim Sistemi

Osmanlının eğitim sistemi Selçuklu Devleti’ne kadar gider. İlk medresenin resmi olarak Osmanlının ilk zamanlarında 1331 de Orhan Gazi tarafından İznik’te kurulduğunu hatırlamak gerekir.

Ondan sonra Bursa, Edirne ve İstanbul olmak üzere hemen hemen Osmanlının her şehrinde medreseler açılmıştır. Osman medreseleri Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Sahnıseman Medresesi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı Süleymaniye Medresesi ile zirveye ulaşmıştır.

Bazı Osmanlı medreselerinde ise öğretim alanlarına göre ihtisaslaşma olduğunu görüyoruz. Tıp alanında Darüttıp, matematik alanında Darülhendese, hadis alanında Darülhadis gibi medreseler uzman kişiler yetiştirirdi.

Osmanlı Devleti’nde İslam eksenli bir devlet yapısına sahip olduğu için camii etrafında şekillenen bir hayat vardı.

Cami, tekke ve zaviyeler gibi yerler ibadet yapılan yerler olmakla beraber öğretim alanında da faaliyette bulunmuşlardı. Camilerde namaz kılındıktan sonra tefsir, hadis, fıkıh, hat, tezhip gibi eğitimler verilirdi. Medreselerin olmadığı uzak yerlerde tekke ve zaviyeler de birer yaygın eğitim kurumu gibi eğitimler verilmiştir.

Osmanlı eğitim sistemi denince akla gelen şeylerden birisi de İslami ilimler ile astroloji ve matematik gibi diğer ilim türlerinin beraber öğretilmesidir. Bunun ile beraber teknik ve mesleki eğitimlerle ilgilenen Lonca ve Ahi teşkilatlarını da unutmamak gerekir.

Medreseler ise, günümüz yükseköğrenimine karşılık gelir. Medreselerde eğitimci olarak müderrisler bulunurdu. Medreselerde hem dini ilimler hem de müspet ilimlerde eğitim verilirdi.  Osmanlı yönetiminde hem idareci hem de alim olarak mezun veren medreselerde yetişenler kimi zaman Fatih’in hocası, kimi zamanda Şeyhülislam olarak oluşmuşlardır. Cayi dikkattir ki Fatih’in hocası Akşemsettin, hem kimyager hem de bir din alimi idi.

Osmanlıda Okuma Yazma Oranı

1299 yılında kurulan Osmanlının geneli ifade eden hele şimdiki gibi istatistiksel manada bir nüfus sayımının olmadığını görüyoruz. Ancak İmparatorluğun genelini esas alan nüfus sayımı çok geç zamanda 1831 yılında Sultan İkinci Mahmut zamanında yapılmıştır. Bu sayım ise toplam kaç kişiyiz mantığı ile değil, çıkması muhtemel bir savaş öncesinde kaç askerimiz var ve yük taşıma anlamında kaç hayvanımız var mantığı iledir. O sayımda ise okuma biliyor musun diye bir soru yoktu. Dolayısıyla o sayıma muhatap olan erkeklerin kaçının okuma bildiği bilgisini bu sayımda görmek mümkün değildi.

Görüldüğü üzere 1299 da kurulan imparatorluğun bilinen manadaki nüfus sayımı 532 yıl sonra 1831 yılında yapılmış ve bu sayımda okuma yazma oranını ifade eden bir soru yoktu.

Peki bu Osmanlıda okuma yazma oranı denildiğinde ahkam kesenler nereden buluyor bu istatistikleri? Şahsen ben çok merak ediyorum.

Onlara göre bazı sağlıklı olmayan verilerden mantık yürütme olabilir cevabı.. Bu mantığı yürütenlerin Osmanlıya bakış açılarına bakıldığında bilimsellikten uzak art niyetli yorumlar olduğu bedihidir.

Şimdi bile zamanımız imkanları ile yapılan bir çok istatistiklerde tutarsızlar olduğu, üzerinde ciddi çalışmalar ile neticeler alındığı herkesçe malumdur.. Yapılan tekrar sayımları, tekrarlanan seçimleri ve oranları hatırlayınız..

Bu noktada Osmanlıda okuma yazma oranları ile ilgili birkaç tespit yapmak istiyorum.

Yaptığımız önemli yanlışlardan birisi tarihi günümüz şartları içeresinde değerlendirmektir. Halbuki Osmanlı zamanına baktığımızda ne şimdiki iletişim imkanları ne de araçları vardı. İmkansızlıklar yüzünden  okuma yazma oranlarının doğruyu yansıtmadığı ve yeterli verilerin bulunmadığı bu dönem için şu söylenebilir; Osmanlının okuma dili ve alfabesi islami alfabe olduğu için Kuran okumak da dini bir vecibe olduğundan her evde Kuran-ı Kerim ve okuyan en az bir insan bulunurdu. Osmanlıca okumayı bilenler bilir ki Kuran okumayı bilmek Osmanlıca için artı bir avantajdır.  

Bu pencereden baktığımızda cami olan her köy ve mahallede bir hoca, dolayısıyla bir ilkmektep vardır. Erkek ve kız çocukların buraya gönderilmesi Sultan II. Mahmud’un bir fermanı ile mecbur tutulmuştur. Camisi olmayan köyler, kışın veya Ramazan’da bir hoca tutarak çocuklara hem Kuran hem okuma-yazma öğretirlerdi. Acaba bu şekilde öğrenenler hangi istatistikte var?

Global dünya gelişmişliği ölçmek adına bazı ölçüler ortaya koyar. Nedir bu ölçüler ne kadar  elektrik üretim ve tüketimi var, kağıt tüketimi ne kadar, okur-yazarlık oranı nedir falan filan… Bu alanlardaki kriterlere uymuyorsanız, siz ya gelişmemiş bir ülkesiniz veya az gelişmiş bir ülkesiniz. Şimdi bu kriterleri bakanlar Osmanlı’yı kötülemek için geri göstermek için kendilerince ortaya konulan bu ölçüleri baz alarak Osmanlıda okuma yazma oranı çok düşüktü vb. söylemlerde bulunarak Osmanlı geri idi demeye çalışıyorlar.

Sanki Osmanlı zamanındaki Almanya, Fransa, Rusya, da sanki okuma-yazma oranı tavan yapmış da, bizde yerlerde sürünüyormuş gibi!.. 19. Yüzyıla kadar bütün dünyada zaten okur-yazarlık düzeyi çok yüksek değildir. Ve bu son derece normaldir.

Önemli olan bir diğer husus o zaman kültür, sadece okur-yazarlıkla yaygınlaşmıyordu.  

Bir toplumda kültürlenme veya kültür iletimi sadece okur-yazarlık ile olmuyordu. Osmanlı’da, bilginin ve kültürün kamuoyuna mal olmuş haline “irfan” denirdi. İrfanın yaygınlaşmasında ve toplumsal dokuyu oluşturmasında en etkin kurum medreseler, camiler ve tasavvuf idi.  Bilimsel manadaki bilgiler okuma-yazma bilenlerce üretilir; medreseler, camiler ve tasavvuf vasıtasıyla kamuoyuna mal olur ve irfan şekline bürünerek yaygın hale gelirdi.

Velhasılkelam

Evet bu Osmanlıda okuma yazma oranı konulu yazıda bir istatistik yok, çünkü sağlıklı yeterli bir veri yok.. Osmanlıda okur yazar oranı hakkında konuşanlar ise ön yargıları ile konuyu incelediklerinden ortada herkesin ittifak ettiği bir oran yok..

Bizce ise dini İslam olan ve bu dinin kutsal kitabı olan Kur’anın emri olan oku ayeti orta iken insanların okumaması imkan dışıdır, hem Osmanlının hilafet merkezi olması ve 3 kıtaya hükmetmesi düşünüldüğünde Osmanlıda okuma yazma oranı düşük demek bir hezeyandır.

Osmanlıda okuma yazma oranı makalemizden istifade edeceğinizi umarak Allah’a emanet olun.. Selam ve dua ile..

Osmanlıca Eğitim nedir? buradaki makalemizi okuyabilirsiniz. 

Osmanlıca isminiz nasıl yazılıyor? Buradan öğrenebilirsiniz..

Osmanlıca öğrenmek mi istiyorsunuz? 8 ders ile çok kolay bir şekilde buradan öğrenebilirsiniz. 

Osmanlıca Cuma Mesajları galerisine buradan ulaşabilirsiniz.


Yorum Yap