Name-i Hümayun Nedir?

admin 76 Görüntüleme 8 Dk. Okuma süresi
8 Dk. Okuma süresi

Osmanlıca arşiv belgeleri içinde önemli bir yeri olan ve tarihçilere kaynak hükmünde olan Name-i Hümayun kakında yaptığımız araştırmayı kısaca yazıyoruz

Üç kıtada geniş bir coğrafyada ve 600 yıl hüküm sürmüş, içerisinde birçok milleti barındırmış Osmanlı’dan günümüze kadar gelmiş çok zengin bir arşiv belgesi vardır. Bu yazımızda bu belgelerden olan Name- Hümayun Nedir? hakkında bilgiler ile bir tane okuma örneğini ele alacağız.

Name-i hümayun metinleri uluslararası yazışmaların güzel örneklerini barındırıyor. Hem bununla beraber birer sanat eseri olarak da görülmektedir. Bu noktada sanatlı yazı yazmak ve metin inşa etmek mahir münşiler tarafından yazılmış edebi yazılardır. Aynı zamanda devrin meşhur hattatlarınca yazıldıkları için değerli hat örnekleridir. Hem tuğra ve tezhiplerle de dikkat çekici güzellikte sanat eserleridir.

Name-i Hümayun Nedir?

Padişahlar tarafından yabancı devletlerin hükümdarları ile imtiyazlı bölgelerin yöneticilerine gönderilen mektuplara denilmektedir. Edebi metin kurgulamakta usta olan Divan Kalemi memurları tarafından yazılırdı. Hümayun Kalem’inde yazılan her name mühimme defterlerine kaydedilmiştir. 17. yüzyılın sonundan itibaren artık nâme-i hümâyun defterlerine yazılmaya başlanmıştır.

Osmanlı padişahlarının yeni hükümdarlığı bildirmek için memleketlere elçi ile nâme göndermek bir adet idi. Hem sefir gitmeyen devletlerin sefirlerine de yeni tahta çıkan hükümdarın tuğrasıyla Name‑i Hümayun verilirdi. Name‑i Hümayun kalemi ise namelerin hazırlandığı ve kaydedilerek saklandığı yerdir.

Name-i Hümayun Bölümleri

Name-i hümayun belli başlı rükunları bulunurdu. Bunlar davet, tuğra, unvan elkab (sıfat), dua, nakil/iblağ (eriştirme), tembih/tekit etemke (uyarı), tarih, mahalli tahrir bölümleriydi.

Giriş bölümü olan davet Yüce Allah’ın inayeti (yardımı) ve peygamberin şefaatinin istendiği bölümdür. Bu bölüm bazen uzun yazılır bazen de dört halifenin adı ilave edilirdi. Bundan sonra nameyi gönderen padişahın tuğrası eklenirdi. Tuğra işin ehli kimselerce itinayla çekilirdi. Genellikle bu tuğra kullanılmakla beraber bazen de tuğra yerine padişahın mührü ve imzası olurdu.

Unvan bölümüne padişahın hâkimiyetinde olan yerler sıralanır, sonrada atalarından itibaren kendi adı ve unvanı yazılırdı. Elkab ise hitap edilen kişi olup “Sen ki …” diye başar ve gönderilen kişinin hakimiyetinde olan ülkeler sayılarak unvanı yazılırdı. Bu bölümdeki hitaplar gönderilen yere göre farklılıklar gösterebilirdi.
Bundan sonra hitap edilen kişiye dua yapılırdı. Elkab ve dua bölümlerinde tavsiye edilen şekiller Fâtih Kanunnamesi’nde yazılmıştır. Örneğin Müslüman olanlara şeref ve şanlarının artması yazar. Gayri müslim olanların ise hidayete ermesi ve sonlarının hayırlı olması temenni edilirdi.

Namenin asıl yazılış nedenin nakil kısmında anlatılırdı. Bu bölüm “Biline ki … malum ola ki …” diye başlanır ve mektubun neden yazıldığı (cülus , elçi , barış ya da ticarî konular) anlatılırdı. Nâme-i hümâyunun son kısmı olan tekit/tembihte ise duruma göre bir tembih ya da bir konuya dikkat çekilen tekide bulunurdu. Bunlar için “Gerektir ki … imdi … bilesin ki …” diye başlayan cümleler kullanılırdı.

İlginizi Çekebilir:   Osmanlıca 2. Kur Nedir?

Her resmi olan yazışmalarda olduğu gibi mektubun sonunda yazıyla yazılmış günün tarihi ve yazıldığı yeri gösteren kısımla tamamlanmış olurdu. Bazı istisnalar dışında nâme-i hümâyunların dili Türkçe olmuştur.
Nâme yazıldıktan sonra süslenir ve bir keseye yerleştirilirdi. Bir kordon ile altın kozağa yerleştirilip açılmayacak bir şekilde mühürlenirdi.

Farklı boyutlarda ve genellikle abadi kağıda (ipekten kağıt) yazılırdı. Kubur ismi verilen bir mahfaza içine ya da altınlı ipekli kumaşlardan yapılmış keselere konulurdu.

Bu işlemlerden sonra eğer yabancı ülkelere elçi gönderilecekse elçiyle birlikte yollanırdı. Önemli bir haber gönderilecekse güvenilir emin bir çavuş tarafından götürülürdü. Bazen da hazır gelen yabancı ülkelerin elçilerine hükümdarlarına verilmek üzere teslim edilirdi.

Name-i Hümayun hattı genelde siyah mürekkeple yazılırdı ve divani hat olurdu. Bazı namelerde yazı içinde geçen padişahın adı gibi önemli yerler renkli mürekkep veya altınla yazılırdı. Bazen de farklı üslup ve yerler farklı hattatlar tarafından yazılabilirdi.

Name-i Hümayun Örneği

Alt tarafta bulunan name-i hümayun Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa kralı I. François’e gönderilen meşhur mektuptur.

Kanuni namei humayun

Hazret-i izzet cellet kudretuhu ve allet kelimetuhunun (Allah’ın) inâyeti ve mühr-i sipihr-i nübüvvet ahter-i burc-i fütüvvet-pişvâ-yı zümre-i enbiyâ muktedâ-yı fırka-i asfiyâ Muhammed Mustafâ’nın sallallahu aleyhi vesellem mu‘cizât-ı kesîretü’l-berekâtı ve dört yârinin -ki, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’dir- rıdvânullahi aleyhim ecma‘în onların ervâh-ı mukaddesesi mürâfakati ile (Mektubun arasına Sultan Süleyman Han’ın muhteşem tuğrası eklenmiştir ve tuğrada Süleyman Şah bin Selim Şan Han el-muzaffer dâimâ yazmaktadır.)

Ben ki Sultanü’s-salâtin ve bürhânü’l-havâkîn tâc-bahş-ı hüsrevân-ı rû-yı zemîn zıllullahi fi’l-arazîn Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilâyet-i Zülkadriyye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Haleb’in ve Mısır’ın ve Mekkenin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve külliyyen Diyâr-ı Arab’ın ve Yemen’in ve dahi nice memleketlerin ki, âbâ-yı kirâm ve ecrâd-ı izâmım enârallahu berâhinehüm kuvvet-i kahireleriyle feth ettikleri ve cenâb-ı celâdet-me’âbım dahi tîğ-ı ateş-bâr ve şimşîr-i zafer-nigârım ile feth eylediğim nice diyârın sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım.

Sen ki, Françe vilayetinin Kralı Françesko’sun… Dergâh-ı selâtîn-penâhıma yarar adamın Frankiyan ile mektup gönderip ve bazı ağız haberi dahi ısmarlayıp memleketlere düşman müstevli olup el-an hapisde idüğünüz i‘lâm edip halâsınız husûsunda bu cânibden inâyet meded ve inâyet eylemişsiz. Her ne ki, demiş iseniz benim pâye-i serîr-i âlem-masîrime arz olunup alâ-sebîli’t-tafsîl ilm-i şerîfim muhît olup tamam ma‘lûm oldu. İmdi padişahlara sınmak ve haps olunmak acep değildir.

İlginizi Çekebilir:   Osmanlıca Harfler İle İlgili Temel Bilgiler

Gönlünüzü hoş tutup âzürde-hâtır olmayasız. Eyle olsa bizim âbâ-i kirâm ve ecdâd-ı izâmımız nevverallahu merkadehüm dâimâ def‘-i düşmân ve feth-i memâlik için seferden hâli olmayıp biz dahi onların tarikine sâlik olup her zamanda memleketler ve sa‘b ve hasîn kal‘alar feth eyleyip gece ve gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmış ve Hak sübhânehu ve te‘âlâ hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve irâdeti neye müte‘allik olmuş ise vücûda gele. Bâkî ahvâl ve ahbâr ise mezkûr adamınızdan istintak olunup ma‘lumunuz ola. Şöyle bilesiz… Tahrîren fî evâil-i Âhiri’r-Rebî‘ayn li-sene isneyn ve selâsîn ve ti‘a-mi’e

Name-i Hümayun Örneği Açıklaması

Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.

Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun. Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz).

Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim. Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır.

Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.

Ayrıca Hattı hümayun nedir? hakkında bilgiler almak istiyorsanız linke tıklayınız.

Bu makaleyi paylaş
İnceleme bırak

İnceleme bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir