Dini Hikayeler – Osmanlıca Ögren https://osmanlicaogren.com Çok kolay sen de öğrenebilirsin. Sat, 02 Jan 2021 15:13:30 +0000 tr hourly 1 https://osmanlicaogren.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-vav-harf-32x32.png Dini Hikayeler – Osmanlıca Ögren https://osmanlicaogren.com 32 32 Kısa Kıssalar Her Şeyi Bilmek İyi midir? https://osmanlicaogren.com/kisa-kissalar-her-seyi-bilmek-iyi-midir https://osmanlicaogren.com/kisa-kissalar-her-seyi-bilmek-iyi-midir#respond Sat, 02 Jan 2021 15:13:30 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=22575 Kısa Kıssalar

Kısa Kıssalar olarak  güzel bir hikaye olan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir kıssayı anlatıyoruz. Bu hikayeler bizlere derstir ve ibrettir yeter ki bu nazarla bakalım. Kısa Kıssalar nevinden olan hikayemiz Hz. Musa peygamber (a.s.) zamanında yaşayan birisinin hayvanların dilini bilmek istemesi ve bunun neticesinde başına gelenleri anlatıyor. Uzatmadan başlayalım; Kısa Kıssalar Her Şeyi Bilmek İyi […]

The post Kısa Kıssalar Her Şeyi Bilmek İyi midir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Kısa Kıssalar

Kısa Kıssalar olarak  güzel bir hikaye olan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir kıssayı anlatıyoruz. Bu hikayeler bizlere derstir ve ibrettir yeter ki bu nazarla bakalım.

Kısa Kıssalar nevinden olan hikayemiz Hz. Musa peygamber (a.s.) zamanında yaşayan birisinin hayvanların dilini bilmek istemesi ve bunun neticesinde başına gelenleri anlatıyor. Uzatmadan başlayalım;

Kısa Kıssalar

Her Şeyi Bilmek İyi midir?

Adamın biri Hz. Musa Peygambere (a.s) gelerek ona “Ey Musa ben hayvanların konuşmalarını bilmek ve onların dilinden anlamak istiyorum. Sen Tur’u Sina dağına Allah’ın yanına gittiğin vakit ondan istesen de benim bu duamı kabul etse” demiş.

Hz. Musa (a.s) ona demiş ki “Her şeyden haberli olmak iyi bir şey değildir. Senin hayvanların dilini anlamaman daha güzeldir. Gel sen bu istekten vazgeç, dediyse de, onu bir türlü ikna edememiş. Adam öğrenmek istiyorum diyerek diretmiş.

Bu konuşmalardan sonra Hz. Musa (a.s) Tur dağına gidince Allah Musa Aleyhisselâm’a “Ey Musa! O kulumun isteğini kabul ettim, o hayvanların konuşmalarını bilecek.  Lakin ona söyle her şeye ehemmiyet vermesin, sonucu onun için iyi olmayabilir.”

Hz. Musa (a.s) döndükten sonra onu çağırarak durumu anlattı ve her şeye ehemmiyet vermemesini tembihledi. Adam ayrılmış ve akşam ahıra hayvanları yemlemek için gitmişti ki eşek ile öküzün konuşmalarına şahit oldu.

Eşek ve Öküzün Konuşması

Eşek ve öküz aralarında şöyle konuşuyorlardı. Öküz “Eşek kardeş, senin işin ne iyidir. Bana ise ne yazın ne de kışın da rahat yok. Sabah olunca beni yine çifte koşacaklar. Sen ise akşama kadar rahatça buralarda gezersin”

Eşek bu sözler üzerine öküze “Bu hep senin saflığından oluyor. Sen yarın sabah hasta numarası yap ve akşamdan sahibimizin verdiği yemi bilerek yeme. O da seni bu halde görünce çifte götürmekten vazgeçer böylece sende birkaç gün olsun istirahat edebilirsin” dedi.

Bu sözleri dinleyen öküz hayli memnun oldu. Akşam kendisine verilen yemi yemedi ve aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek ise açgözlülükle öküzün önündeki yemlerin tamamını yedi. Ancak bu konuşmaları çitlik sahibi duymuş ve gülümseyerek ahırdan çıkmıştı.

Sabah çitlik sahibi ahıra girdi ve baktı ki öküz bir şey yememiş. Ayağa kalkması için ona birkaç vurmuş ama öküz kalkmamış demek ki hasta dedi. O zaman onun yerine eşeği tarlaya koşalım diyerek eşeği alarak tarlaya götürdü.

Akşam oluncaya kadar eşekle birlikte çift sürdü. Eşeğin emdiği süt adeta burnundan geldi. Akşam olmuş artık ahıra geldiği vakit baktı ki öküz rahat rahat geviş getiriyor. Hatta kendi kendine gülerek gerçekten bu iyi bir numara oldu diyordu.

Eşek baktı olmayacak bu hiç çekilecek gibi değil. Bu sefer öküze başka bir akıl vererek bu durumdan kurtulmak istedi.

Ona “Öküz kardeş, şayet sen bu şekilde yatarsan sahibimiz seni satabilir. Bugün tarlada iken beni gören köylülere dedi ki zaten o tembel bir öküzdü. Şimdi de hasta olmuş. Artık yarın onu kasaba vereceğim, dedi.

Şayet sen yarın de bu şekilde hasta olursan artık kendini bıçağın altında bil. Durumu acıklı bir şekilde anlatınca sabahleyin tarlaya gitmekten kurtulmuş.

Çiftlik sahibi bu konuşmaları dinledikçe kendi gülüyor hatta keyifleniyordu. Kendi kendine gördün mü ne kadar güzel bir şey bu hayvanların konuşmalarını bilmek diyordu.

Horoz ve Köpeğin Konuşmaları

Ertesi gün bu kez horozla köpeğin konuşmalarını dinledi. Horoz köpeğe dedi ki” Sana bir müjdem var. Biliyor musun yarın efendinin öküzü ölecek ve güzel bir ziyafet olacak.”

Adam bunu duyar duymaz acelece öküzü pazara götürerek sattı ve kendince bir zarardan kurtulmuş oldu.

Ertesi gün oldu ve köpek horoza “Neden yalan söyledin? Hani nerede var ziyafet? Adam öküzü sattı ziyafet yok dediğinde horoz ona “Merak etme kardeş! Öküzü sattı ama yarın onun kölesi ölecek o zaman onun hayrına bir yemek verecektir. Sen de artıklarından istifade eder yersin.” dedi.

Adam bu konuşmaları işitince kölesini hızlıca pazara çıkarıp sattı. Köpek yine hayıflandı çünkü ortada bir ziyafet yoktu. Horoza dedi ki “Sen beni niçin kandırıp duruyorsun? diyerek çıkıştı.

Horoz “Ben yalan söylemiyorum. Şayet sana ziyafet var dediysem olacaktır. Evet efendimiz, öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu. Ama yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin en büyüğü olacaktır.” dedi.

Adam bu sefer horozdan bu sözleri işitince etekleri tutuştu. Ne yapacağını bilemedi ve doğruca Hz. Musa’nın yanına giderek durumu anlattı. Ve ona sordu “Hakikaten yarın ölecek miyim? Bunun bir çaresi var mıdır? diyerek yalvarmaya başladı.

Kısa Kıssalar ve Bir Ders

Hz. Musa (a.s.) ona “Ben sana demedim mi? her şeye ehemmiyet verme. Eğer sen o öküzü satmasaydın, o ölecek sen de bir beladan kurtulacaktın. Ama sen onları satmakla başkalarının zarar görmesini istedin. Kendi menfaatini düşünüp başkalarını düşünmeyenin hali budur, dedi.

Evet işte bize dini kısa kıssalar ve hikayelerden bir hikaye. Maalesef o adam sadece kendi menfaatini düşündü. Kendisine gelebilecek olan musibetlere duvar olan her şeyi kendi elleri ile yıktı. En son sıra kendisine geldi ama son pişmanlık fayda vermedi.

Bu konu ile ilgili güzel bir söz vardı. İbret al ama ibret olma evet inşallah bizler de daima ibret alanlardan oluruz vesselam. Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin hayatını okumak için linke tıklayınız.

Osmanlıca öğrenmek isterseniz de linke tıklayabilirsiniz.

The post Kısa Kıssalar Her Şeyi Bilmek İyi midir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/kisa-kissalar-her-seyi-bilmek-iyi-midir/feed 0
Her Şeyde Bir Hayır Vardır https://osmanlicaogren.com/her-seyde-bir-hayir-vardir https://osmanlicaogren.com/her-seyde-bir-hayir-vardir#respond Fri, 27 Nov 2020 18:06:47 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=22289 Her şeyde Bir Hayır Vardır

Her Şeyde Bir Hayır Vardır güzel ve sırlı bir cümledir. Zira bizim başımıza gelen hadiseleri her şeyi ile bilmemizin imkanı olmaz ve bilemeyiz de o hadiseler hayır mı şer mi? Her Şeyde Bir Hayır Vardır sözünü aklımızdan hiçbir zaman çıkarmayalım. Bazen insan bu hakikati algılayamaz ve der ki “Acaba neden şimdi benim başıma bu geldi?” […]

The post Her Şeyde Bir Hayır Vardır appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Her şeyde Bir Hayır Vardır

Her Şeyde Bir Hayır Vardır güzel ve sırlı bir cümledir. Zira bizim başımıza gelen hadiseleri her şeyi ile bilmemizin imkanı olmaz ve bilemeyiz de o hadiseler hayır mı şer mi?

Her Şeyde Bir Hayır Vardır sözünü aklımızdan hiçbir zaman çıkarmayalım. Bazen insan bu hakikati algılayamaz ve der ki “Acaba neden şimdi benim başıma bu geldi?” hayıflanır.

Kendine göre başına gelenleri yorumlar, şeytan ve nefiste girince olumsuz düşünür ve bazen de bunalıma bile girer. Halbuki bu olayların altında bilmediğimiz birçok hikmetler vardır.

Yani bizler neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemeyiz bazen hayır gördüğümüzde şer, şer gördüğümüzde hayır olması muhtemeldir ki zaten Bakara suresi 216. ayet buna işaret eder;

“Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olur. Kimi zaman da sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olabilir. Sonuç itibarıyla neyin hayır ve neyin şer getireceğini sadece Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216).

Kıssadan Hisse

Anlatılır ki bir vakit şeyh talebelerini toplamış içlerinde liyakatli talebesi de varmış. Onlara demiş ki olmaz da haydi diyelim eğer Haşa Allah’ın gücü sizde olsaydınız ne yapardınız?

Birisi demiş ki bütün hastaları iyi ederdim. Diğeri zorda olanlara yardım ederdim. Bir başkası açları doyururdum. Böyle devam etmiş en son o talebeye gelince ben hiçbir şey yapmazdım Zaten olan en güzelidir deyince herkes bir an duraklamış ve şeyhi tebessüm ederek onu tasdiklemiş.

Böylece o talebenin liyakati çıktığı gibi bir hakikatte ortaya çıkmış olan da hayr vardır.

Yine anlatılır ki; zamanın birinde bir padişah varmış ve avlanmayı çok severmiş sık sık avlanırmış. Padişahın akıllı ve her şeyini ona danıştığı “Her şeyin hayırlısı, her şeyde bir hayır vardır.” sözünü dilinden düşürmeyen veziri vardı.

Padişahın başına bir hadise gelse veziri hemen “Padişahım üzülmeyin her şeyde bir hayır vardır.” derdi. Bazen Padişah bu yüzden kızarmış.

Yine bir vakit padişah demiş ki “yarın ava nereye gidelim” vezir bir yer söylemiş. Gitmişler lakin avlanırken padişah elini yaralanmış, eli kanamış ve elini sarmışlar. Padişah kızmış veziri ise “Her işte bir hayır vardır padişahım, üzülmeyin.” demiş.

Bunun cevap üzerine padişah kızıp, ben elimi kestim “Her işte bir hayır vardır” diyorsun diyerek veziri zindana atmış. Ama vezir zindana giderken dahi aynı sizi tekrar etmiş Padişah tekrar sinirlenmiş, “zindana attırıyorum yine aynı şeyi diyor” demiş.

Bir vakit sonra Padişah avlanmak için tekrar çıkmış bu sefer uzak yere gidelim demiş ama avlanırken oranın yerlileri baskın yapmış ve bunları esir etmişler.

Yerlilerin adeti üzere her gün bir esiri kurban ederlermiş sıra padişaha gelince onu bırakmışlar. Nedeni inançlarına göre sakat ya da yaralı birini kurban etmezlermiş. Bu nedenle padişah ölümden kurtulmuş.

Padişahın aklına veziri gelmiş ona hak vermiş. Ülkesine dönünce vezirini serbest bıraktırmış ve pişman olmuş, af dilemiş sonra yine bir soru sormuş; “Hadi benim elimin kesilmesini anladık da senin zindana girmendeki hayır nedir.”

Vezir demiş ki “Şayet bende zindanda olmayıp sizinle gelseydim şimdi o yerliler başkaları gibi beni de kurban etmiş olacaklardı.”

Velhasılıkelam

Evet Her şeyin en hayırlısını bilen sadece Allah’tır. Eğer başımıza bir musibet, bir bela geldiği vakit hemen sinirlenmemek lazım. Her işte vardır bir hayır demek lazım. Eğer işiniz yolunda gitmiyorsa, sıkıntılarınız varsa her zaman bu hakikati aklınıza getirin vesselam.

The post Her Şeyde Bir Hayır Vardır appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/her-seyde-bir-hayir-vardir/feed 0
Kıssadan Hisse Bir Hikaye https://osmanlicaogren.com/kissadan-hisse-bir-hikaye https://osmanlicaogren.com/kissadan-hisse-bir-hikaye#respond Tue, 27 Oct 2020 19:03:57 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=21847 Kıssadan hisse

Kıssadan Hisse Bir Hikaye Kıssadan hisse bir hikaye anlatıyoruz ki bu hikayeler derstir ve ibrettir bizlere. Her şeyi bilmek ve haberdar olmak güzel midir?  Okuyalım karar verelim. Kıssadan hisse hikayemiz Hz. Musa peygamber (a.s.) döneminde yaşayan birisi her şeyi bilmek ister ve bunun sonucunda başına gelenler anlatıyor. Her Şeyi Bilmek İsteyen Adam Adamın biri Hz. […]

The post Kıssadan Hisse Bir Hikaye appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Kıssadan hisse

Kıssadan Hisse Bir Hikaye

Kıssadan hisse bir hikaye anlatıyoruz ki bu hikayeler derstir ve ibrettir bizlere. Her şeyi bilmek ve haberdar olmak güzel midir?  Okuyalım karar verelim.

Kıssadan hisse hikayemiz Hz. Musa peygamber (a.s.) döneminde yaşayan birisi her şeyi bilmek ister ve bunun sonucunda başına gelenler anlatıyor.

Her Şeyi Bilmek İsteyen Adam

Adamın biri Hz. Musa’ya (a.s) gelerek demiş ki “Ey Musa ben bütün hayvanların konuşmalarını bilmek ve dilinden anlamak istiyorum. Sen Tur’u Sina dağına gittiğin zaman bu isteğimi Allah’tan istesen de benim bu duamı kabul edilse”

Hz. Musa (a.s) adama “Her şeyi bilmek iyi değildir. Hayvanların konuşmalarını anlamaman senin için daha iyidir. Gel bundan vazgeç, dediyse de, onu bir türlü ikna edememiş, ısrar ederek öğrenmek istiyorum demiş.

Hz. Musa Aleyhisselâm Tur dağında iken Allah ile konuşurken adamın dediklerini iletince Allah (c.c.) “Ey Musa! O kulumun dileğini kabul ettim. O bütün hayvanların konuşmalarını bilebilecek.  Lakin ona söyle her şeye önem vermesin, ehemmiyet vermesin.”

Hz. Musa peygamber (a.s) Tur dağından dönünce ona durumu aktardı ve uyardı dedi ki her şeyle fazla ilgilenme, ehemmiyet verme.

Bundan sonra adam akşam ahıra hayvanları yemlemek için gider. Ahırda eşek ile öküzün konuşmalarını dinler.

Eşek ve Öküz

Kıssadan hisse bu ya; Eşek ve Öküz şöyle konuşuyorlardı. Öküz “Eşek kardeş, en iyisi sensin. Bak bana yazın da kışın da rahat yok. Yine sabah olacak ve çifte koşacaklar. Sen ise oh akşama kadar rahatça gezersin”

Eşek bu sözleri işitince öküze uyanıkça bir nasihat vererek dedi ki “Bu hep senin ahmaklığından oluyor. Bak sen sabah olunca hasta numarası yap ve akşamdan sahibimizin verdiği yemleri yeme. O da sabah olunca seni böyle görürü ve çifte koşmaktan vazgeçer. Sende hiç değilse birkaç gün olsun dinlenirsin” dedi.

Eşeğin bu sözleri öküzün bir hayli hoşuna gitmişti. Akşam olunca kendisine verilen yemi yemedi. Aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek de açgözlülükle öküzün önündeki yemleri bile yedi. Ancak bu konuşmaları çitlik sahibi işitmiş ve tebessüm ederek ahırdan çıkmıştı.

Sabah olunca adam ahıra girdi ve gördü ki öküz bir şey yememiş. Ayağa kalkması için tekme vurdu ise de öküz kalkmamıştı ve hastalanmıştı.

Adam dedi ki madem öyle bu sefer onun yerine eşeği tarlaya götürelim dedi ve eşeği alarak tarlaya götürdü.

Eşekle birlikte akşama kadar çift sürdü. Eşeğin emdiği süt adeta burnundan gelmişti. Akşam olup döndüğü vakit öküz rahat rahat geviş getiriyordu. Kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara diyordu.

Eşek baktı olmayacak ve bu işin çekilecek gibi değil bu sefer öküze başka bir akıl vererek kurtulmak istedi ve ona dedi ki;

Öküz kardeş bak sen böyle yatarsan sahibimiz seni satar. Bugün köylüler tarlada beni görünce sordular. Sahibimiz köylülere dedi ki o öküz zaten tembel biri. Şimdi ise hasta olmuş.

Adam olmadı yarın onu kasaba vereceğim, dedi. Eğer sen yarın da böyle hasta olmaya devam edersen kendini bıçağın altında bil. Plan işe yaradı ve sabahleyin tarlaya gitmekten kurtuldu.

Lakin bu konuşmaları çiftlik sahibi dinliyor dinledikçe kendi kendine gülüyor ve keyifleniyordu. Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş bu hayvanların konuşmalarını bilmek, diyordu.

Horoz ve Köpek

Kıssadan hisse
Horoz ile köpek

Ertesi gün bu sefer horozla köpeğin konuşmalarını dinledi. Horoz köpeğe” Sana bir müjdem var. Biliyor musun dedi yarın sahibimizin öküzü ölecek. Senin için güzel bir ziyafet var.” dedi

Adam bunu duyar duymaz hızlıca öküzü pazara götürüp sattı ve kendince zarardan kurtuldu.

Ertesi gün olunca köpek horoza “Neden bana yalan söyledin? Hani nerede ziyafet? Adam öküzü sattı ve kurtuldu, deyince bu sefer horoz “Sen merak etme! Öküzü sattı ancak yarın onun kölesi ölecek ve mutlaka onun hayrına bir yemek verirler. Artık sen de istifade eder yersin.” dedi.

Adam bu konuşmaları da işitmişti. Hemen kölesini pazara çıkarıp sattı. Köpek yine hayıflandı çünkü ziyafet yine olmamıştı. Horoza dedi ki “Sen beni niçin kandırıp duruyorsun? diyerek çıkıştı.

Horoz ona dedi ki “Ben sana yalan söylemedim, şayet ziyafet olacak dediysem olacak. Sahibimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtulmuş olabilir lakin yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin en büyüğünü göreceksin” dedi.

Adam bunu duyunca etekleri tutuştu. Ne yapacağını bilemez oldu ve doğru Hz. Musa’nın yanına gitti ve durumu anlattı. “Gerçekten ben yarın ölecek miyim? hiçbir çaresi yok mudur?” diyerek yalvarmaya başladı.

Kıssadan Hisse ve Bir Ders

Hz. Musa Aleyhisselam adama “Ben sana demedim mi? Öyle her işittiğine ehemmiyet verme, önem verme diye. Şayet sen o öküzü satmasaydın, o ölecekti ama sen bir beladan kurtulmuş olacaktın. Sen ise onları satmakla başkalarının zarar görmesine neden oldun. Sadece kendi menfaatini düşünüp başkalarını düşünmeyenin hali budur, dedi.

Bu hikayeyi dinlemek isterseniz buyurun.

İşte bize bir dini kıssadan hisse o adam yalnız kendi menfaatini düşündü. Kendisine gelebilecek olan belalara duvar olan her şeyi kendi elleriyle kaldırdı. Son olarak sıra ona geldi. Pişmanlık fayda vermedi.

Güzel özlü bir söz vardır. İbret al lakin ibret olma evet inşallah bizler de yaşadığımız her hadiselerden, dinlediğimiz dini hikayeler karşısında daima ibret alanlardan oluruz inşallah.

The post Kıssadan Hisse Bir Hikaye appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/kissadan-hisse-bir-hikaye/feed 0
Çanakkale Savaşı Hikayeleri: Baban Gelirse Çağır Ha! https://osmanlicaogren.com/canakkale-savasi-hikayeleri-bana-gelirse-cagir-ha https://osmanlicaogren.com/canakkale-savasi-hikayeleri-bana-gelirse-cagir-ha#respond Sun, 28 Jun 2020 19:49:55 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=21268 Çanakkale savaşı hikayeleri

Çanakkale savaşı hikayeleri savaşla birlikte günümüze kadar gelmiştir. Bunlar hikaye midir? Asla değildir. Bu kahramanlık savaşında nice kahramanlar ve nice hikayeler vardır ki hepsi de gerçektir. İşte bu hikayemiz Baban gelirse beni çağır ha! İsimli bir hikaye ki okuyanları duygulandırıyor. Çanakkale savaşı dediğimiz savaşın her anı ve her yeri kahramanlıklarla dolu. Bu savaşta olmaz denilen, […]

The post Çanakkale Savaşı Hikayeleri: Baban Gelirse Çağır Ha! appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Çanakkale savaşı hikayeleri

Çanakkale savaşı hikayeleri savaşla birlikte günümüze kadar gelmiştir. Bunlar hikaye midir? Asla değildir. Bu kahramanlık savaşında nice kahramanlar ve nice hikayeler vardır ki hepsi de gerçektir. İşte bu hikayemiz Baban gelirse beni çağır ha! İsimli bir hikaye ki okuyanları duygulandırıyor.

Çanakkale savaşı dediğimiz savaşın her anı ve her yeri kahramanlıklarla dolu. Bu savaşta olmaz denilen, yapılamaz denilen hatta mucize denilen her şey bu savaşta olmuştur. Bu savaştan konu açılsa arkasından birçok kahramanlık ve birçok Çanakkale savaşı hikayeleri beraberinde gelir.

Balıkesir ili içinde bulunan Ali Sururi İlkokulu’nun hemen karşısında eski görünümlü bir ayakkabı tamircisi var. İşte orda kır ve pala bıyıklı ihtiyar biri var ve adı Cevdet dede. Çanakkale savaşı hikayeleri dediğimizi işte o dedemiz anlatıyor.

Bir akşamüstü idi konu Çanakkale’ye geldi ve birden ağlamaya başladı Cevdet dede ve anlatmaya başladı.

Baban Gelirse Beni Çağır Ha

Çanakkale savaşı hikayeleri

Rahmetli babam Hafız Ali Çanakkale’de gittiğinde henüz anamın karnında 7 aylıkmışım. Yani ben onu hiç tanımadım, görmedim ve bir fotoğrafı dahi yok.

O zamanlar çok ama çok zor günler bakar mısınız, seferberlik olmuş, işgal, kıtlık, yokluk, sıkıntı hepsi bir arada vardı.

Bizim çocukluğumuz da hep böyle idi. Ekmek peşindeydik. Anam ta çocukluğumdan beri ne zaman sokağa çıkarsam ne zaman bir yere gitsem yanıma gelir ve oğlum ben pazara gidiyorum, bakar ol eğer Baban gelirse beni hemen çağır ha.

Ben teyzene gidiyorum bak Babam gelirse hemen çağır beni.

Ben yan komşudayım. Baban gelecek olursa beni hemen çağır ha! derdi ve tembihlerdi.

Canım anam babamı her daim bir ümitle bekledi durdu. Büyüdük ve bir dükkan açtık.

Annem bu durur mu? Gene bir yere gidecek olsa hemen dükkana gelir ve arkasından gideceği yeri bana söyler oğlum “Baban gelirse beni çağır ha!” diye hemen söyleyiverdi..

Aradan aylar, yıllar geçti. Bu durum hiç değişmedi. Anacığım ihtiyarlansa da değneğini kaparak yanıma gelir ve “Evladım Baban diyorum gelirse beni çağır ha!” diye yine tembih ederdi.

Gün geldi ve durumu çok ağırlaştı. Ölüm döşeğine düşmüştü. Bizi yanına gelmemizi işaret ederek helalleşti. Çocuklar “Bana çok iyi baktınız, haklarınızı helal ediniz” dedi.

Sonra bana baktı ve yavaşça eğildi, hafif bir ses tonuyla evladım dedi “Eğer Baban gelecek olursa ona de ki Annem her zaman seni bekledi’ de tamam mı?

Bu sözleri dedi ve birden irkildi, doğrularak kapıya doğru gülümsedi “Hoş geldin bey, Hoş geldin!” dedi ve ruhunu Rahmana teslim eyledi.

Maşallah işte ne güzel bir sevgi örneği, nü güzel bir umut ve sadakatin, vefanın ne güzel bir örneği. İşte Çanakkale’de bize ders olacak daha nice kahramanların hikayeleri var. Önemli olan bizim bu Çanakkale savaşı hikayeleri kahramanlarına bakmamız, görmemiz, okumamız ve ders almamız değil mi? 

The post Çanakkale Savaşı Hikayeleri: Baban Gelirse Çağır Ha! appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/canakkale-savasi-hikayeleri-bana-gelirse-cagir-ha/feed 0
Beşiktaşlı Yahya Efendi Kimdir? https://osmanlicaogren.com/besiktasli-yahya-efendi-kimdir https://osmanlicaogren.com/besiktasli-yahya-efendi-kimdir#respond Mon, 11 May 2020 18:13:42 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=21009 Yahya Efendi Kimdir?

Beşiktaşlı Yahya Efendi ile Kanuni Sultan Süleyman süt kardeştirler.  Kanuni onun annesinden süt emmiş böylece süt kardeş olmuştur. Bundan sebep Kanuni Sultan  kendisine daima “Ağabey” demiştir. Beşiktaşlı  Yahya Efendi 1495 yılında Trabzon’da doğmuş olup, babası o zamanlar Trabzon kadısı olan Şam’lı Ömer Efendi, Annesi ise Afife Hanımdır. Beşiktaşlı Yahya Efendi ve Kanuni  Beşiktaşlı  Yahya Efendi […]

The post Beşiktaşlı Yahya Efendi Kimdir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Yahya Efendi Kimdir?

Beşiktaşlı Yahya Efendi ile Kanuni Sultan Süleyman süt kardeştirler.  Kanuni onun annesinden süt emmiş böylece süt kardeş olmuştur. Bundan sebep Kanuni Sultan  kendisine daima “Ağabey” demiştir.

Beşiktaşlı  Yahya Efendi 1495 yılında Trabzon’da doğmuş olup, babası o zamanlar Trabzon kadısı olan Şam’lı Ömer Efendi, Annesi ise Afife Hanımdır.

Beşiktaşlı Yahya Efendi ve Kanuni 

Beşiktaşlı  Yahya Efendi ‘nin babası Ömer Efendi Trabzon’da kadılık yaptığı sırada 2. Bayezid’in oğlu Şehzade Selim (yani yavuz sultan selim) Trabzon sancak beyi (vali) idi. Aynı dönemde görev yaptıklarından aralarında bir dostlukta oluşmuştu.

Yahya Efendinin doğumundan bir iki gün sonra Şehzade Selim’in oğlu Süleyman’ın (kanuni) doğmuş,  Şehzade Süleyman’ın annesinin sütü yeterince kafi gelmeyince Afife Hatun’un şehzadeyi de emzirdiği sütkardeşi oldukları belirtilmektedir. 

Çocukluk ve gençlik yıllarını şehzadeler şehri olan Trabzon’da geçmiş, şehzade Selim tahta çıkınca Yahya Efendi de sütkardeşi Süleyman’la birlikte İstanbul’a gitmiştir.

Müderrislik Yaptı

İstanbul’a yerleşen Yahya Efendi tahsilini Zembilli Ali Efendinin yanında tamamladı. Daha sonra müderrislik görevine başladı. Sahn-ı Seman Medresesi dahil pek çok yerde müderrislik yaptı.

Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayı sırasında meydan gelen karışıklıklar nedeniyle emekli oldu ve Beşiktaş’ta bir arazi alarak dergahını boğazın kenarına kurdu. Bir rivayette dergahını Hıdırlık adı  verilen ve Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın buluştuğu yer kabul edilen yere gördüğü rüya üzerine kurduğu söylenir. 

Bir şeyh olarak bilinen Yahya Efendi hangi meşrebe bağlılığı konusunda Üveysi olduğu dışında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Yaygın olan görüş Hz. Hızır ile görüşerek ondan icazet aldığıdır.

Beşiktaşlı Yahya efendi şair, tıp, matematik ve geometri gibi alanlarda zahir ve batın ilimlerde son mertebeye varmış alim birisiydi. Bir haceti olan gelir dergahına, inzivaya da çekilir. Kapısına gelen kimse geri çevirmezdi. Gayet cömertliği olan Şeyh Efendi bahçesinde kendi elleriyle yetiştirdiği meyvelerden ikram etmeyi de severdi.

Tefekkür ve ibadetle hayatını sürdürmüştür. Yahya Efendi 1570 yılında vefat ettiğinde 75 yaşındaydı. Süleymaniye Cami’nde kılınan cenaze namazında aşıra bir kalabalık vardı ve namazını Şeyhülislam Ebusuud Efendi kıldırmıştı.

2. Selim’in emriyle dergahın bulunduğu yere bir türbe inşa edilmiştir. Şiirlerini Müderris mahlasıyla yazan Yahya Efendi şiirleri ölümünden sonra bir divan halinde getirilmiştir. İstanbul’un büyük manevi önderlerindendi. Halen cami, tekke ve türbesinin bulunduğu yerde manevi atmosferle insanların gönüllerine dokunmaya devam ediyor.

Beşiktaşlı Yahya Efendi Menkıbeleri

Hz. Şeyh hem Müslümanlar ile hem Hristiyanlar ile bağı vardı. Denizde kaybolmuş yada boğulma tehlikesi olan Hristiyanları kurtardığı ve bu vesile ile onların Müslüman olmalarına dair menkıbeler vardır. Ayrıca Şeyhin o bölgede bulunan gayrimüslimlerin dilini konuştuğuna dair bilgiler de vardır.

Yahya Efendi Gönüller Aldı

O zamanlarda gayrimüslimlerin hidayetine vesile olduğundan Yahya Efendi’ye Rumlar gönüller aldı (çaldı) bizden derlermiş.

İşte bu hikayelerin birisi, koyunlarını otlatan bir Rum çobanın koyunları dergahtaki bahçeye girince o Rum da peşlerinden dergaha girdi. O genç bahçeye girdiğinde Yahya Efendi bahçıvanlık işleri ile uğraşıyordu. Niye geldiğini anlayınca yanındakilere koyunları aramasını, bulunana kadar da gence ikramlık hazırlamalarını söyledi.

Bu arada gençle sohbete etmeye başlar ve ekmek, bal ve tereyağı ikram edilir. Gence senin adın nedir sorunca, “Balaban” cevabını verir. “O zaman sana tereyağı, mumlu bal, taze ekmek, ister yağa ban, ister bala ban!” demesi ile o gencin gönlüne dokunmuş ve gönlü çalınan o genç Müslüman olmuştur.

Derviş Ali’nin Müslüman Oluşu

Aslen bir Rum olan Derviş Ali Efendi o zamanlar Müslüman değil ve nasıl Müslüman olduğunu şöyle anlatıyor.

Karadeniz’de fırtınaya yakalanmış, kendi inancında dua ediyor. Arkasından “Şu fırtınalı karadenizde ölmeden dönersem Şeyh Yahya Efendi’ye eski bir içki (şarap) alıp armağan edeceğim” diyor. Deniz durulmuş ve İstanbul’a dönünce ilk işi şarap alarak dergahın kapısına gelmiş.

Yaşadıklarını anlatınca Yahya Efendi  “Madem öyle şarabından bir tas içelim” diyor. Şarabı tasa dökünce bir de bakıyor ki şarap nar şurubuna dönüşmüş. Bunu gören Rum genç hemen Müslüman olmuş ve adı Derviş Ali olmuş.

Meşhur Bir Söz Olan Neme Lazım Nereden Geliyor

Yahya Efendinin sütkardeşi Kanuni Sultan Süleyman, ihtişamlı devletin geleceğinden endişe eder ve Yahya Efendi’ye mektup yazar ve der ki; “Osmanoğulları’nın akıbeti nece ola? Acaba bir gün olur da izmihlal (yıkım) olur mu?”

Hazret’in cevabı pek manidardır “Neme lazım Sultanım!” Sultan bu cevaba bir mana veremedi. Kalktı bizzat yanına gitti ve tekrar sordu.

Hazret o zaman şöyle izah etti. “Hünkarım! Eğer zulüm yayılsa, haksızlık ayyuka çıksa, işitenler ve görenler de “Neme lazım” diyerek uzaklaşsalar, kuzuları kurtlar değil çobanlar yese bunu gerenler sussa, fakirler ve muhtaçların, mazlumların feryadını taşlardan bir başkası duymasa işte o zaman endişelen. Eğer böyle olursa devletin hazinesi boşalır, halkın güveni ve hürmeti sarsılır. Gücen hissi gider ve hürmet ise kaybolur, çöküş ve yıkım da böylece mukadder olabilir”

Kanuni Sultan Süleyman ve Hazreti Hızır (a.s)

Anlatılır ki Kanuni Sultan Süleyman Yahya Efendi’ ye ‘’Bir dua buyursanız da Hızır’ı (a.s.)  biz de görsek’’demiş. Bu sözü işitince sadece tebessüm etmiş.

Bir gün acelece sultanı Beşiktaş iskelesine çağırmış. Sultan gelmiş ki Yahya Efendi küçük bir kayıkta yabancı biri ile oturuyor. Sultan Süleyman’ı kayığa davet ettiler. Tam kayıkla hareket edecekleri esnada Sultan Süleyman’ın elmas taşlı yüzüğünü yabancı olan kişi istemiş Sultan da çıkararak bu zata anlamını bilemese de vermiş.

O yabancı zat yüzüğü aldığı gibi boğazın sularına fırlatmış. Şaşırıp kalmış sultan birazda bozulmuş ama bakmış ki Yahya Efendi’den ses yok o da edeben ses etmemiş. Kayıkla yolculuğa devam etmişler.

Bir müddet sonra Kuruçeşme’ den  kıyıya yaklaşmışlar. İlk önce Yahya Efendi inmiş kayıktan arkasından Kanuni Sultan Süleyman ineceği vakit yanındaki yabancı elini suya daldırıp Beşiktaş’ tan attığı yüzüğü Kuruçeşme’den çıkarıvermiş.

Sultan hayli şaşırmış ‘’Bunun hikmeti ne ola hocam? ‘’demiş. Yahya  Efendi Sandalı işaret etmiş fakat Sultan az önceki zatı görememiş yani sırra kadem basmış. Ve Şeyh Efendi yolculuk boyunca ilk defa konuşarak ‘’Hızır (a.s.) bizimle idi neden hiç konuşmadın?’’ demiş.

Denizcilerin Piri ve Heyyamola Sözü

İstanbul boğazının 4 manevi bekçisinden biri olan Yahya Efendi balıkçılarının da piriydi.  Balık avına çıkmadan önce balıkçılar tekneleriyle gelirler Yahya Efendi de tekkesinin kıyısına gelerek onlara hayır dua edermiş. Balıkçılar da bu dualara amin derlermiş.

Şeyh Efendi de onlara ‘’ Eyyam ola’’ yani ‘’ Uğurlar ola, hayırlı işler ‘’ dermiş. Bu hal gelenek haline gelmiş ve Yahya Efendinin vefatına kadar devam etmiştir. Sonrasında bile balıkçılar kabrine yakınlaşarak Fatiha okurlar ve ‘’eyyam ola’’ deyip öyle balığa çıkmışlar. Bu söz zamanla döne dolaşa şimdilerde ‘ Heyyamola!’ denilmiştir.

Hz. Yuşa’nın Kabrini Keşfetti

Yahya Efendi bir vakit 3 gün arka arkaya rüyasında Hz. Yuşa’yı (a.s) görür.  Hz. Yuşa (a.s) rüyasında ona “Ben Beykoz’dayım, ben Yuşa Peygamberim ve şu tepede yatıyorum. Sen gel ve yerimi tespit et, beni ziyaret et” dediğini görür.

Bu rüya sonrasında dervişleriyle birlikte o tepeye giden Şeyh Efendi, bir çobana rast gelir. Çobana burada olağanüstü şey gördün mü hiç? der. Çoban ise “On yıldır çoban güderim şu alanda koyunlarım hiç otlamaz ve asla üzerinden geçmezler” dedi.  Bu cevap üzerine Yahya Efendi Hz. Yuşa’nın kabrini keşfeder.

Gönüllerin Sultanı

Denizcilerin Piriydi mübarek zat, Osmanlı donanmasına ne zaman sefere çıksa dua ederdi. Ve donanma galip dönerdi savaştan. Kanuni’den sonra tahta çıkan Sultan 2. Selim bir gün ferman etmiş donanmanın hazırlanıp sefere çıkması için, donanma komutanı da seferden evvel Beşiktaş’ta Yahya Efendi’ye gelerek dua etmesini ister.

Şeyh Yahya Efendi hüzünlü ve sıkıntılı bir halde: “Allah (c.c.) bir şeyin olmasını takdir etmiş ise onu dua değiştiremez. Bununla beraber sizlerden kötü bir haberi işitmememiz için gece-gündüz dua ederim” der.

Maalesef Donanma o yıl düşmana karşı zafer kazanamaz. Bu haber İstanbul’a gelmeden önce de Yahya Efendi bu dünyadan rahmete göçmüştü.

Yahya Efendi Denizcilerin Piri

Beşiktaşlı Yahya Efendi

Hazret çok sevilirdi onlardan biri olan Baba Tarak şöyle anlatır: “Geçimim Balıkçılık ileydi. Bir sabah vakti Yahya Efendinin dergahına geldim. Bana “Teknen ile denizde beni gezdirir misin? Allah’ın kudretini tefekkür edelim.”‘ dedi. Ben ise “Hay hay Efendim!” dedim. Birlikte gidip kayığa bindik.

Kıyıdan biraz ayrılmıştık, beni bir üzüntü kapladı. Zira hanım geceleyin fakirlikten dertlenmiş ona “Evin ihtiyaçları çok yetişemiyorsun, bak kız da büyüdü. Çeyizi bile yok. Hal böyleyken sen hala Yahya Efendi’ye gidiyorsun. O seni işten alıkoyuyor.” demişti.

Kayıkta hanımının söylediği bu sözleri hatırlamıştı. Birden Yahya Efendi Hazretleri bana dönerek “Evladım, yanında ağın var mı balık tutmak için?” dedi.  Ben de: “Efendim! Denizde balık yok ki ağ olsa neye yarar?” dedim. Şeyh Efendi “Denizde balık yok diye kederlenme, Rızkını verecek olan zat Allah’dır (c.c), Ağını bana uzatıver.” buyurdu.

Daha ağı denize atar atmaz denizin yüzü balıkla doldu taştı. Attığı ağ dolu dolu çekip balıklarla geliyordu. Bana dönüp: “Evladım! Sen beni bırak. Balıklarını satmaya bak. Bu balıklardan ne kadar kazanırsan o para ile kızına babalık yap ve çeyizlerini al. Hem böylece hanımının istedikleri de olmuş olur” buyurdu.

Ben hayretler içinde kaldım. Ayrılırken bu hadiseyi kimseye anlatmamamı tembih etti. Ben de hayatı boyunca bu sırrını sakladım.

Nasibin Var ise Gelir Yemenden

Yahya Efendinin torunlarından Aziz İbrahim Efendi anlatıyor: “Dedemin yanında idim. “Nasibin var ise gelir Yemen’den, Ne Yemen’den, Hind’den de gelir, Hind’den de, dedi.

Sözünü tamamlar tamamlamaz kapı çalındı. Bana: “Kapıyı kim gelmiştir bir bak!” dedi. Ben de kapıyı açtım. Kapıda Hindli birisi vardı. Ona: “Siz kimsin ve ne istiyorsun? dedim. Dedemle görüşeceklerini söyleyince içeriye “Birisi sizinle kapıda görüşmek istiyor dedeciğim” dedim.

Şeyh “Onu içeriye al sohbet edelim” dedi. O zat yanında getirdiği eşyası ile birlikte içeriye girdi. Selam verdi ve dedemin elini saygıyla öptü. Göğsünden bir mektup çıkardı. “Ben senin için tâ Hindistan’dan geldim.

Sizi sevenler bizi bilir. Bu hedi­yeleri sizin için gönderdiler” dedi. Dedem de tebessüm edip, o zatı misafir etti ve bir müddet sonra geri gönderdi.

Cenabı hak böyle mübarek zatların tasarruflarında olmayı nasip etsin.  İstikametten ayırmasın. Selam ve dua ile…

Hasan-ı Basri hazretleri ve kıssaları isimli makaleyi okumanızı tavsiye ederiz.

Osmanlıca isim ve isminiz nasıl yazılıyor? ilgili menüden öğrenebilirsiniz..

Osmanlıca öğrenmek mi istiyorsunuz 8 ders ile çok kolay bir şekilde öğrenebilirsiniz. 

The post Beşiktaşlı Yahya Efendi Kimdir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/besiktasli-yahya-efendi-kimdir/feed 0
Şeyh Edebali Kimdir? https://osmanlicaogren.com/seyh-edebali-kimdir https://osmanlicaogren.com/seyh-edebali-kimdir#respond Wed, 06 May 2020 19:54:09 +0000 https://osmanlicaogren.com/?p=20990 Şeyh Edebali kimdir

Şeyh Edebali kimdir ve nerede yaşamıştır? Şeyh Edebali Osman Bey ile nerede ve nasıl tanıştı? Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e yaptığı öğütler nelerdir? Türbesi nerededir?  Sorularının cevaplarını arayacağız. Şeyh Edebali Hazretleri Osmanlı Devletinin manevi mimarlarındandır. 1206 yılında Karaman’da doğmuştur. Edebâli ilk eğitimini Karaman’da yapmıştır. Daha sonraları Şam’a giderek zamanın tanınmış hocalarından Sadreddin Süleyman b. Ebü’l-İz ve […]

The post Şeyh Edebali Kimdir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
Şeyh Edebali kimdir

Şeyh Edebali kimdir ve nerede yaşamıştır? Şeyh Edebali Osman Bey ile nerede ve nasıl tanıştı? Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e yaptığı öğütler nelerdir? Türbesi nerededir?  Sorularının cevaplarını arayacağız.

Şeyh Edebali Hazretleri Osmanlı Devletinin manevi mimarlarındandır. 1206 yılında Karaman’da doğmuştur. Edebâli ilk eğitimini Karaman’da yapmıştır. Daha sonraları Şam’a giderek zamanın tanınmış hocalarından Sadreddin Süleyman b. Ebü’l-İz ve Cemâleddin el-Hasiri gibi alimlerden ilim tahsil etti.

Şam’dan geri geldiğinde ise tasavvufa yönelmiş ve Bilecik’te bir tekke kurarak halkı irşada başlamıştır. Zaviyesi devamlı insanlarla dolardı. Halkın ve fukaranın her türlü ihtiyacını karşılamaya çalışırdı.

Anadolu’da Moğol istilası başlamasıyla büyük bir karışıklık ve buhran içinde olan Müslüman ahalinin bu girdaptan necatı için büyük çabalar sarf etti.

O zamanlar gerek Osmanlı Beyliği’nin coğrafi durumu, gerekse insanların İslama olan hizmeti ve aşkı sebebiyle Şeyh Edebali Hazretleri yakınları ve talebeleriyle beraber Osmanlı mülküne yerleşti. Bütün gayret ve himmetini bu beyliğin maddi ve manevi büyüyüp gelişmesi için sarf etti.

Şeyh Edebali hem mutasavvıf olma hususiyeti vardır hem ilk Osmanlı kadısı ve müftüsü olma hususiyeti vardır. Birçok fakihi ile görüşmüş ve ders almıştır. Çok sayıda talebe yetiştirmiş olup onlardan birisi olan damadı Dursun Fakih şeyhten sonra Osmanlının ikinci müftüsü ve kadısı olmuştur.

Şeyh Edebali Osman Bey ile Nasıl Tanıştı?

Şeyh Edebali’nin Osman Bey ile tanışması görüşmesi Bilecik’te olmuştur. Osman Gazi alimleri ve hocaları çok severdi aynı zamanda şeyhin zaviyesine giderek dini ve idari konularda her daim onun görüşlerine başvururdu.

Osman Bey’in Rüyası

Osman Gazi bir zaman Şeyh Edebali zaviyesinde konaklıyordu. Geceleyin rüyasında şeyhin göğsünden doğan bir Ay çıkarak kendi göğsüne girdiğini, bununla beraber göbeğinden bir ağaç çıktığını ve bu ağacın gölgesinin dünyada her yere yayıldığını, ağacın altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını gördü.

Osman Bey’in Şeyh Edebali’ye Damat Olması

Osman Gazi sabahleyin rüyasını Şeyhine anlattı. Şeyh “Allah sana ve senin neslinden olanlara padişahlık, sultanlık ihsan etti. Mübarek ola. Kerimem Malhun (Bala) Hatun da senin helalindir” der. Şeyhin rüyayı bu şekilde yorumlaması üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile izdivaç etti. Bazı rivayetlerde bu rüyayı Osman Bey’in değil babası Ertuğrul Gazi’nin gördüğü ve şeyhin Osman Bey ile evlenen kızının Rabia Hatun olduğu anlatılır.

Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e Nasihatleri

Osman Gazi Bey’e verdiği nasihati hem meşhur olmuş hem günümüze kadar gelmiştir.

Şeyh Edebali nasihatleri

Şeyh Edebali’nin Sözleri

Geçmişini bilmeyenler geleceğini dahi bilemez.

Kişinin kuvveti bir vakit tükenir lakin bilgisi daima yaşar. Onun kapalı gözlerinden dahi içeriye girer onu aydınlığa kavuşturur.

Çok bilmişle dost olma sen, zira o çok ve boş konuşur, kötü konuşur da üzülürsün. Aç gözlüyle dost olma zira o ikram etmez, kaide kural bilmez, doymak da bilmez üzülürsün.

Cahiller içindeki alim, zengin iken fakir düşen, saygın  iken itibarını kaybeden kişilere acırım . Biliniz ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Şeyh Edebali Hangi Tarikata Mensuptu?

Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’den gelen bir bilgiye göre vefaiye tarikatına mensup idi. Şeyh Edebali aynı zamanda Ahi Teşkilatının fikir babası ve başıdır. Ahi kelime olarak kardeşim manasına gelir. Muhtelif meslek gruplarının bir araya getirilmesi, ustalaştırılması ve birlikteliği ifade eder ahilik.

Şeyh Edebali Türbesi Nerededir?

Şeyh Edebâli, hazretleri uzun bir hayatın akabinde 1326 tarihinde Bilecik’te vefat etmiştir. Adına Bilecik’te inşa edilen ahi zaviyesindeki türbeye defin edilmiştir. Bu yazının istifadeli olmasını temenni ederim. Selam ve dua ile.

Osmanlıca isim ve isminiz nasıl yazıldığını merak ediyorsanız linke tıklayınız.

Osmanlıca eğitim ister misiniz? Oldukça kolay bir şekilde anlatılan ve 8 derste öğrenebileceğiniz dersler sitededir.

Vesvese nedir nasıl kurtulunur? okumak için linke tıklayınız.

The post Şeyh Edebali Kimdir? appeared first on Osmanlıca Ögren.

]]>
https://osmanlicaogren.com/seyh-edebali-kimdir/feed 0