GenelYayınlar

Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri kimdir?

Aziz Mahmut Hüdayi
Aziz Mahmut Hüdayi girişi
569görüntülenme

Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri  hem maneviyat aleminin önemli şahsiyetlerinden biri  hem Cihan Padişahlarına yön veren bir maneviyat Sultanı idi.

Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin asıl adı Mahmud’dur “Hüdayi” ve “Aziz” sıfatı kendisine sonradan verilmiştir.  Ceddim ü pirim sultan/Sensin ya Resulullah diyerek Efendimiz (s.a.v.) soyundan gediğini bildirmiştir. 

Celvetiyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf ve şair olan Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri 1541 yılında Şereflikoçhisar’da doğmuştur.  Küçük yaşta burada ilim tahsiline başlamış daha sonra kendisini ilerletmek için İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’da medreselere yerleşen bu mübarek zat hem zeki hem hafızası güçlü idi. Hatta öyle ki bir kere okuduğunu aklında tutar, bir daha kitaba bakma ihtiyacı hissetmezdi. Nazırzâde Ramazan Efendi, onunla ilgilendi Aziz Mahmud Hüdayi henüz genç yaşta; tefsir, hadis, fıkıh ve zamanın fen ilimlerinde ilerledi ve büyük bir alim oldu. 

Muallimi Nazırzâde Ramazan Efendi onu kendisine yardımcı olarak aldı. Aziz Mahmut Hüdayi ise  bir yandan ilim işleri ve yardımcılık yaparken bir taraftan da Halveti tarikatının şeyhlerinden Muslihuddîn Efendinin sohbetlerine katılmış ve tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışmıştı.

Hocasının Edirne’de bulunan Sultan Selim Medresesine tayini çıkması üzerine birlikte Edirne’ye gittiler. Hocası Nazırzâde Ramazan Efendi bir süre Edirne’de müderrislik yaptı. Daha sonra Şam ve Mısır’a kadı olarak görevlendirilince Mahmud Hüdayi’yi de beraberinde oraya da götürdü.

Bursa Kadılığı

Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri 33 yaşında iken hocası Nazırzâde ile Bursa’ya geldiler. 3 sene kadar müderrislik yaptı. Hocasının vefatı sonrasında Bursa kadılığına getirildi.

Kadı olarak vazifesine başlayan Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri bir süre sonra bir rüya gördü, rüyasında Cehennem’in ateşinde tanıdığı bazı kimselerin yandığını gördü. Bu rüyanın dehşeti ve üzüntü içinde bulunduğu bir vakitte bir kadın bir dava ile getirdi.

Bu kadının fakir fukara bir kocası vardı. Kocası ona “Şayet bu yıl da hacca gidemez isem seni üç talak ile boşarım.” demişti. Bu sözü söyleyen zat o zaman Bursa’da, halkın irşadı ile meşgul olan evliyaullahtan Muhammed Üftade’nin himmeti ve kerameti ile 2 günde hacca gidip geldiğini iddia etmekteydi.

Kadı efendi bu duruma hayret eti. Mahkemeyi ise hacıların dönüşüne bırakmaya karar verdi. Bir müddet sonra hacılar geldi. Mahkeme vakti fakirin hac vazifesini yaptığını, hatta verdiği emanetleri getirdiklerini şahitle bildirdiler. Kadı efendi şahitlerin bu ifadesi ile davacı hanımın nikâhı fesh etme isteğini kabul etmedi.

Aziz Mahmut Hüdayi ve Üftade hazretleri

Bu davayı ret etti ama aklı o adamın nasıl 2 günde hacca gittiğini kabul edemiyordu. Hayatında da bir huzursuzluk vardı.İşin sırrını çözmek için Üftade hazretlerine giderek ve kadılığı bırakarak kendisine talebe olmak istediğini söyledi.

Üftade hazretleri ona “Ey kadı Efendi! Galiba yanlış yere geldiniz. Bizim bura yokluk kapısıdır. Biz yokluk kapının kuluyuz. Oysa sen varlık sahibisin. Bu durumda ikimizin bir araya gelmesi mümkün müdür? Bak ilmin var, malın mülkün var, şanın var, ve ziynetli bir dünyan var. Bizim gibi gariplerin ise Allah’tan (c.c.) başka kimsesi yok. Hem atın bile gelmek istemedi de ayakları kayalara saplanmadı mı?” dedi. 

Üftade hazretlerinin bu sözleri ona çok tesir etti. Ağladı ve Aziz Mahmut Hüdayi dedi ki; “Efendim! Ben her şeyimi, varımı yoğumu kapınızın eşiğinde terk eylemeye hazırım Tek isteğim talebeniz olabilmek. Hem  ne emrederseniz yapmaya da hazırım.” dedi.

Bu samimane içten gelen sözler üzerine talebeliğe kabul edildi. Üftâde hazretleri ona açık bir şekilde buyurdu ki: “O vakit kadılığı bırakacak, bu sırmalı, süslü kaftanınla Bursa sokaklarında ciğer satacaksın. Kazancınla her gün de dergâha üç ciğer getireceksin!”

Her şeyi ardında bırakacağına ve her emri yerine getireceğine söz veren Aziz Mahmut Hüdayi ilk işi kadılığı bırakmak oldu. Sonra hocasının dediği gibi sırtında sırmalı kaftanı olduğu halde sokaklarda ciğer satmaya başladı. Bursa sokakları onun “Ciğerci! Ciğerci!” diye bağırması ile yankılanıyordu. Halk şaşkındı, insanlar şaşkındı….

Aşk ateşi

Aziz Mahmut Hüdayi her sabah erkenden kalkar hocasının abdest suyunu hazırlar ve ateşte ısıtıp hazır ederdi. Bir vakit oldu ki mübarek uykuya dalmış, ancak vakitin son anlarında uyanabilmişti. Hızlıca ibriği aldı. Lakin ibriği ısıtmaya vakti kalmamıştı. Zira hocasının ayak seslerini işitti. Öyle ki İbriği göğsüne bastırmış öylece kalmıştı.

Üftade hazretleri oturdu ve dedi ki “Haydi evladım suyu dök.” Hüdayi ibriği sıkıca göğsüne bastırmış ve çok soğuk olan suyu hocasının eline dökmeye kıyamıyor bir yandan da çaresizliği yüzüne yansımıştı. Üftade tekrar dedi “Haydi evlâdım! Neyi bekliyorsun? Namaza geç kalacağız.” deyince, istemeye istemeye, korkarak suyu eline dökmeye başladı.

Hocası suyu hissedince dedi ki “Evladım Mahmud sen bu suyu ne kadar ısıtmışsın böyle. Bu normal ateş ile ısınmamış, gönül ateşi ile ısınmış. Bu durum senin hizmetinin tamam olduğunu gösteriyor.” Bundan sonra Muhammed Üftâde hazretleri Hüdayi’ye icazet verdi ve Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerini Sivrihisar’a, irşat vazifesi ile gönderdi.

Lakin burada ancak altı ay kadar kaldı. Hocasının ayrılığına dayanamamıştı, yine Bursa’ya geldi. O zamanlarda 90 yaşından ziyada olan hocasına tekrar hizmet etmeye başladı. Bu hizmetlerinden çokça memnun olan Muhammed Üftâde hazretleri ona şöyle dua etti “Evladım! Padişahlar, sultanlar arkanda yürüsün.”  Ve o sene hocası vefat etti.(rahmetullahi aleyh)

İstanbul’a gelişi ve Üsküdar Hüdai Dergahı

Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri sonrasında manevi bir işaretle Trakya bölgesine gitti. Bir müddet orda kaldı sonra da Şeyhülislâm Hoca Sadettin Efendi ile beraber İstanbul’a geldi. Burada Fatih Camii’nde tefsir, hadis ve fıkıh dersleri verdi.

Bu arada hem ulema ile hem devlet adamları ile münasebetleri oldu. Üsküdar’da bir muhitte kendi dergâhının bulunduğu yeri satın alarak inşasına başladı. Dergâhı bitirdikten sonra talebenin yetişmesi için çok uğraş verdi. Bu çalışmaları ile kısa zamanda namı her tarafta duyuldu. Akın akın talebeler dergâhına ders almak için koştular.

Öyle ki Dergâh, en fakirinden en zenginine ve en üst kademedeki devlet görevlilerine kadar her sınıftan insanlar ile dolup taşıyordu. Devrin padişahları da ona hürmette kusur etmiyorlardı. Hocasının duası bereketine  III. Murad Han, III. Mehmed Han, I. Ahmed Han, II. Osman Han ve IV. Murad Han’a nasihatlarda bulundu. Dördüncü Murad Han’a, saltanat kılıcını kuşatmıştır.

1595 tarihinde Tebriz seferi ki İranlılarla yapılmış ve o sefere Ferhat Paşa ile beraber katılmıştı. Zaman zaman padişahların davetlisi olarak saraya gidip, onlarla sohbet ederdi. Bazende sevenlerinin ısrarı ve daveti ile Mihrimah Sultan Camii ile Sultanahmed Camiinde belli günlerde sohbet eder insanlara feyz ve marifet sunardı.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin talebesi olmak bir şeref ifade ediyor ve herkes birbiriyle yarışıyordu. Bu isimlerin başında; Sadrazam Halil Paşa, Dilaver Paşa, Şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi, Şeyhülislam Hocazade Esad Efendi, Okçuzade Mehmed Efendi, İbrahim Efendi, Nevizade Atayi Efendi geliyordu. O zamanda öyle olmuştu ki Hüdayi Dergâhı, İstanbul’un en mühim bir kültür merkezi haline geldi. Bu dergahta pek çok alim yetişti.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin vefatı

Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri 1628 yılında ahirete göçmüştür. Vefat etmeden önce talebelerini topladı hem onlarla hem tanıdıklarıyla helalleşti, vasiyetini yaptı. Kelime-i şahadet getirerek ruhunu rahmana teslim etti. Türbesi Üsküdar’daki dergâhında bulunmaktadır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu mübarek zat için “yedi padişahın elini öptüğünü, 170 bin müride el verdiğini” belirtir. (rahmetüllahi aleyh)

Vefatından sonra ise bıraktığı vakfiyesi ile külliyesi insanlar için bir sığınak bir barınak olmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri kendisine tabii olanlara,  sevenlerine ve türbesini ziyaret edenlere “Denizde boğulmasınlar, son ömürlerinde fakirlik görmesinler ve imanlarını kurtarmadıkça göçmesinler” diye dua etmiş bu duası nedeniyle pek çok ziyaretçisi vardır.

Aziz Mahmut Hüdayi
Aziz Mahmut Hüdayi Türbesi

Boğaz’ın dört manevi bekçisi

Anlatılır ki Karadeniz’de seyahat eden Müslüman ve Hristiyan gemiciler sahile yanaşarak bu dört Allah dostuna selam vermeden boğazı geçmezlermiş. Boğazın “Dört manevi bekçisi” denildiği zaman akla şu dört zat gelir.  Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi, Beykoz’da Yuşa peygamber, Sarıyer’de Telli Baba ve Beşiktaş’ta Yahya Efendi.

Boğaz’ın manevi bekçileri olarak adlandırdığımız bu dört mübarek zatın kabirleri İstanbul’un her iki yakasında birbirleriyle aynı hizada bulunmaktadır.

Somuncu Baba kimdir? okumak için buraya tıklayınız.

Osmanlıca isminiz nasıl yazıldığını merak ediyorsanız işte cevabı burada.

Osmanlıca öğrenmek ister misiniz? Oldukça kolay bir şekilde anlatılan ve 8 derste öğrenebileceğiniz dersler buradadır

Fatih surları aştı ama o kapıyı aşamadı. Okumak için buraya tıklayınız.


1 Comment

Yorum Yap